20.10.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- “Yetimin ve fakirin fukaranın hakkına el uzatanlardan hesap soracağız! Bizim görevimiz bu ülkeyi hukuk ve adalet içinde yeniden inşa etmektir.”
- “Dere yataklarına ev yapılmasına neden izin verdiniz? Göstermelik gezilerle devlet yönetilmez; riski önceden görmeyen iktidar rant ve vurguncular için çalışan iktidardır.”
- “Çiftçinin bankalara borcu 1,5 trilyon lirayı aştı, borçlar 20 yılda 230 kat arttı. Çiftçinin iktidardan 604 milyar lira alacağı var, takipçisi olacağız!”
- “455 bin 758 mağdurun soyulmasına göz yumdular! Bu millete sözümdür: Soygun paralarının her kuruşunu Türkiye’ye getirmesek namerdiz.”
- “Cumhuriyet Halk Partisi beşli çetelerin değil, alın teri döküp helal para kazananların; bilhassa kimsesizlerin kimsesi olan partidir.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen CHP Grup Toplantısı’nda partililere ve vatandaşlara seslendi. Konuşmasına gençlerin ve kadınların Türkiye’nin geleceğindeki tarihi rolüne vurgu yaparak başlayan Kılıçdaroğlu; sel felaketindeki liyakatsizlikten çiftçilerin katlanan borçlarına, fon vurgunlarından Kayseri’deki sanayi krizine, 2026 yılı bütçesindeki ağır faiz yükünden Mekke Anlaşması’na kadar gündemdeki tüm kritik konulara ilişkin ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısındaki konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
(Gençliğin umudu Kılıçdaroğlu sloganları) Bizim umudumuz da bu ülkenin gençleri. Sizlerle gurur duyuyoruz. Gençler, teşekkür ederim. Her birimiz, her birimiz evlatlarımız için, bu ülkenin namuslu insanları için mücadele edeceğiz, her birimiz. Tarihin bize yüklediği bir sorumluluk var. Bu sorumluluğun gereğini yapacağız. Çünkü biz sıradan bir parti değiliz. Bizim adımız Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Halkın partisidir. Halk için mücadele eden bir partidir. Tarihin bize yüklediği sorumluluğun gereğini yapmak hepimizin namus borcudur. Evlatlarımızın bize yüklediği bir sorumluluktur bu.
“BU ÜLKEYİ HUKUK VE ADALET İÇİNDE YENİDEN İNŞA EDECEĞİZ”
(Arına arına iktidara sloganları) Hiç endişe etmeyin. Arınacağız, arınacağız. Sadece biz değil, Türkiye arınacak, Türkiye. Yetimin, yetimin malına el uzatanlardan hesap soracağız. Fakirin fukaranın hakkına el uzatanlardan hesap soracağız. Bizim görevimiz bu. O nedenle biz Cumhuriyet Halk Partisi'yiz. Diğer partilerden farklıyız. Bizim görevimiz bu ülkeyi yeniden inşa etmektir. Hukuk içinde, adalet içinde yeniden inşa etmektir. 86 milyon vatandaşımızın hiçbirisini ötekileştirmeden hepsini kucaklamaktır. Her evde huzurun, her evde bereketin olmasını sağlamaktır. O nedenle bizim adımız Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Halkın partisidir. Halk için mücadele edenlerin partisidir.
“KADININ OLMADIĞI BİR HAYAT, HAYAT DEĞİLDİR”
(Dik dur eğilme, kadınlar seninle sloganları) Valla, samimi bir şey söyleyeyim. Kadınlar bir şeye el attıysa zaten sorun çözülmüş demektir. Hayatın yükünü çekenlerin kadınlar olduğunu bilmemiz lazım. Ülkenin sorunlarını çözmede en duyarlı kesimin kadınlar olduğunu bilmemiz lazım. Kadının olmadığı bir hayatın yaşanacak bir hayat olmadığını hepimizin bilmesi lazım. O nedenle kadınlar bir şeye el attıysa kesin o mesele çözülecek demektir. Güneydoğu'ya gittim. Güneydoğu'da eğer aşiretler arasında çatışma varsa, kavga varsa bir kadın başörtüsünü çıkarıp attığı zaman taraflar tamamen ayrılıyor. Kadına duyulan güven, kadına duyulan güven ve kadının sorun çözmesindeki iradesi her zaman bu topraklarda vardır. Ve bu topraklar kadınların özgürce, rahat üretim süreci içinde çalıştıkları, evlatlarına baktıkları, evde huzurun, bereketin olmasını sağladıkları ana aktörleri olarak başımızın tacıdır. O nedenle kadının olmadığı bir hayat, hayat değildir. Sorunu çözmek istiyorsanız kadının el atması lazım. Hiç kimsenin önünde, hiç kimsenin önünde diz çökmeyiz. Hiç kimsenin önünde eğilmeyiz biz. Eğilmeyiz biz.
“DERE YATAKLARINA EV YAPILMASINA NEDEN İZİN VERDİNİZ?”
Efendim, 14 Ekim’de sel felaketi oldu. İkisi Kocaeli'nde 10 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bakınız, bizi televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarım, sosyal medyada izleyen saygıdeğer vatandaşlarım; akıllı olan insan eğer yağmur yağdığında bir yerde sel oluyorsa oraya karşı önlem alır. Ne yapar orada? Bariyerler yapar ama orada ev yapılmasına izin vermez. Çünkü sel geldiğinde ne olacak? O evlerde yaşayanlar hayatlarını kaybedecekler. Ama rant bazen insanların gözünü kör ediyor. Para, insanların sağlıklı karar almasının önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Ve rantiye sınıfı derelere, sellerin geldiği derelere ev yapıyor, apartman yapıyor. İnsanlar sel akıyor, sel geliyor, insanlar hayatlarını kaybediyor. Sonra bir bakıyorsunuz, başta bakan, Çevre ve Şehircilik Bakanı, arkasında bürokratlar, yanlarında belediye başkanları oraları geziyorlar. Neyi geziyorsunuz siz orada? Neyi görüyorsunuz siz orada? Siz herhangi bir ilde yapılan binanın kaç katlı olacağına oturup Ankara'da karar verebiliyorsunuz. Belediyenin bütün kararlarına müdahale edebiliyorsunuz. Yıllardır iktidardasınız. 25 yıldır iktidardasınız. Dere yataklarına ev yapılmasına neden izin verdiniz? Hangi gerekçeyle izin verdiniz? Geziyorsunuz; efendim, burada acıları paylaşıyorsunuz. Göstermelik geziler olmaz, göstermelik geziler olmaz. Siz önlem alırsınız, ondan sonra bakarsınız. Önlem almıyorsunuz, insanlar hayatını kaybediyor. Belediye başkanları, genel müdürler, bakan hep beraber gidip geziyorlar. Olmaz. Böyle bir devlet yönetimi olmaz. Böyle bir devlet yönetimi olmaz. Riski önceden görmeyen ve bunun önlemini almayan bir iktidara da halk için çalışan iktidar denmez. O iktidarın adı rantı için çalışan iktidardır. Vurguncular için çalışan iktidardır.
“BELEDİYE MECLİSLERİNDE MUHTARLARIN SÖZÜ VE OYU OLACAK”
Efendim, muhtarlarımızın günü. Onları da kutluyorum değerli muhtarlarım. Sizin hakkınızı her yerde savundum, her yerde. Her zaman savundum sizin hakkınızı. Bakınız, sizin için düşündüğümüz, Cumhuriyet Halk Partisi'nin düşündüğü çok güzel şeyler var. Sizin mahallenizle ilgili bir karar belediye meclisinde görüşülecekse kesinlikle siz ona katılacaksınız. Söz sahibi ve oy sahibi olacaksınız. Bunu sağlayacağız, göreceksiniz. Sizden habersiz mahallede bir şey yapılmayacak. Belediye meclisinde sizin yeriniz olacak, kararınız olacak, oyunuz olacak mahallenizle ilgili. Bunu yapacağız. Kim yapacak? Unutmayın, hafızanızın bir yerinde tutun, Cumhuriyet Halk Partisi yapacak, Cumhuriyet Halk Partisi yapacak.
“ÇİFTÇİNİN İKTİDARDAN 604 MİLYAR LİRA ALACAĞI VAR”
Efendim, bir ülkede tarım olmazsa olmaz. Hepimiz günde bir şekliyle karnımızı doyurmak zorundayız. Evlatlarımızın karnını doyurmak zorundayız. Bunu yapan üreticilerimiz, çiftçilerimiz, besicilerimiz. Onlar o nedenle dünyanın her tarafında özel olarak teşvik görürler. Onların var olan sorunlarının çözümü için iktidarlar önceden önlem alırlar. Var olan bir sorun varsa süratle çözerler, sorunu çözerler. Yeter ki o üretsin, o çalışsın, o alın teri döksün ve bir toplumu emeğiyle beslemiş olsun. O nedenle üreticiler, çiftçiler bizim için son derece değerlidir.
Peki, acaba bizim çiftçilerimiz hayatlarından memnun mu? Çiftçi kardeşlerime seslenmek isterim ve sizlere de. Üreten kesimin hangi zorluklarla karşı karşıya kaldığını artık herkesin bilmesi lazım. Sanayicinin de bilmesi lazım. İşçinin de bilmesi lazım. Herkesin bilmesi lazım. Çiftçilerin bankalara olan borcu 1 trilyon 511 milyar 178 milyon lira. Allah aşkına bakar mısınız ya? Bankalara borcu 1 trilyon, 1,5 trilyonun üzerinde. Bu insanları getiriyorsunuz, haklarını vermiyorsunuz, bir de borç batağına sokuyorsunuz. Daldaki elmanın fiyatı, geliyor alıcı, "Bir lira olursa toplarım." diyor. "Bir lira olmazsa dokunmam." diyor. Ya, bir, bir elma, bir kilo elma nasıl olur da böyle olur? Bir elma nasıl olur da böyle olur? O elma ürününü verirken o çiftçinin nasıl çalıştığını, nasıl ilaçladığını, ayazda nasıl, soğukta nasıl koruduğunu acaba kaç kişi biliyor? İktidar sahipleri bilmezler. Sarayda oturanlar bilmezler. Onların bir eli yağda, bir eli balda. Onlar sadece sofralarına gelen elmayı yerler, yedikleri elmanın da parasını ödemezler. O nedenle bilmezler bu elma nasıl yetişiyor, bu çiftçi nasıl çalışıyor, nasıl alın teri döküyor? Kendisi, ailesi, çocukları hep beraber tarlada çalışırken hangi zorluklarla karşılaşıyorlar? Siz bugün çiftçiyi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde 1,5 trilyonluk bir borcun altına sokmuşsunuz. 1,5 trilyonluk. Son 20 yılda borçlar, çiftçinin borcu tam 230 kat artmış. 230 kat. Kimler kazandı? Beşli çeteler. Kimler kazandı? Vurguncular. Kimler kazandı? Foncular. Kim kaybetti? Çiftçiler, üreticiler. O nedenle çiftçi kardeşim, çiftçi kardeşim, senin hakkını, hukukunu savunacak partinin adını da sakın unutma. Adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Halkın partisidir. Çiftçinin partisidir. Üreticinin partisidir. Alın teri dökenlerin partisidir Cumhuriyet Halk Partisi.
E 1,5 trilyon borç olunca, e borcunu ödeyemiyor. Bakın, icralık olan son 20 yılda, icralık olan, takibe düşen borç sayısı, borç miktarı son 20 yılda 125 kat artmış vaziyette. Çiftçi icralık. Ve icra borçları 27 milyar liraya ulaşmış vaziyette. Çiftçi icra dairesinde. İcra İflas Kanunu, özel bir hüküm var üreticileri korumak için. Diyor ki İcra İflas Kanunu'nun 82'nci maddesi, çiftçinin, yani üreticinin traktörü haczedilemez, ürünü haczedilemez, tarlası haczedilemez. Traktörü haczedilemez. Ama bugün geldiğimiz noktada traktörü de, tarlası da, ürünü de haczedilen bir çiftçi görüyoruz. O nedenle senin yasal haklarını sana vermiyorlar. Vermedikleri gibi ürettiğin, çalıştığın bütün o araçları da elinden icra yoluyla alıyorlar. Buradan gene çiftçi kardeşlerime seslenmek isterim. Bütün bunlar yapılıyor. Yasalara aykırı yapılıyor. Elinden traktörün alınıyor, icra dairesine götürülüyor. Senin hakkını, hukukunu kim savunuyor? Senin hakkını, hukukunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kim dillendiriyor? Kim soru önergeleri veriyor? Kim araştırma önergeleri veriyor? Sakın unutma, senin de hakkını, hukukunu savunan partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir sakın unutma.
Senden ne kadar para çalındı, onu da söyleyeyim. Tarım Kanunu çıktıktan bu yana senden ne kadar para çalındı? 21'inci madde ne diyor Tarım Kanunu? Diyor ki "Milli gelirin en az %1'i her yıl çiftçiye verilir." Her yıl çiftçiye verilecek bu para. Bu tutar yaklaşık 772 milyar lira. Yani, çiftçiye 772 milyar lira destek verilmesini Tarım Kanunu öngörmüş. Verilen 772 milyar değil, 700 milyar da değil, 500 milyar da değil, 300 milyar da değil, 200 milyar da değil; 168 milyar vermişler sadece. Yasaya aykırı olarak çiftçinin hakkını teslim etmiyorlar. Çiftçinin saray iktidarından, AK Parti iktidarından olan alacağı 604 milyar liradır, 604 milyar lira. Yasaya göre çiftçiye verilmesi gereken 604 milyar lira verilmedi. Senin hakkını, hukukunu, çiftçi kardeşim, seslendiren partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi; 604 milyar liralık alacağın var, o 604 milyar liranın takipçisi olacak partinin adı da Cumhuriyet Halk Partisi.
Değerli arkadaşlarım, 604 milyar lira… Sevgili Grup Başkanım, bu 604 milyar lirayla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bir araştırma önergesi verelim. Bir kanunu uygulamama hakkını nereden elde ediyorlar? Bunlar parlamentonun üstünde bir güç olarak mı kendilerini konumlandırmışlar? Bunun hesabını soracağız. Araştırma önergesi vereceğiz. Bütün çiftçilere de haber vereceğiz; Mecliste görüşülürken çiftçi kardeşlerimiz de kim çiftçinin yanında, kim karşısında açıkça görsün, açıkça görsün.
Çiftçiler için de hakkı, hukuku, adaleti savunacağız. Hiç kimse endişelenmesin. Üretici kardeşim, sabahın köründe kalktığını biliyorum. Tarlaya gittiğini biliyorum. Ürünü verirken, daha yeşerirken okşadığını biliyorum. Hepsini biliyoruz. Senin ne kadar çalıştığını, alın teri döktüğünü biliyoruz. Bu ülkenin sana borcu var. Dışarıdan getiriyorlar. Onu da bir başka toplantıda, Türkiye'de üretilen bir ürün için dışarıdan ne kadar ithalat geliyor, ne kadar dışarıdan, yani, yabancı çiftçilere her türlü destek veriliyor da kendi çiftçisine neden destek verilmiyor, bunu da anlatacağım.
“FON VURGUNUNDA 455 BİN MAĞDURUN HAKKINI TESLİM EDECEKSİNİZ!”
Değerli arkadaşlarım, günümüzün olayı fon. Vurguncular var. Diyeceksiniz ki "Bu fon vurguncuları sadece fonda mı oluyor?" Hayır, efendim. Hayır, efendim. AK Parti iktidarı demek, vurguncuların iktidarı demek. AK Parti iktidarı demek, vurguncuları korumak demek. AK Parti iktidarı demek, insanların onuruyla oynamak demek.
Bir soru sormuştum, demiştim ki "Ya, bu fon olayı nasıl ortaya çıktı?" Ve sorum şuydu: "Acaba Erdoğan sonrası hesap yapan insanların mı bu işi kaşıdığı ve büyüttüğünü görüyoruz ya da öyle bir olay mı var?" diye sormuştuk. Daha henüz tık yok. Bakalım, bu soruyu tekrar soralım. Erdoğan sonrası bir hesaplaşma AK Parti içinde yürüyor ve gidiyor. Ama bu, ülkeyi felakete sürükleyecek bir tabloyu önümüze koymasın. Bunun da altını özenle çizmek isterim. Soruyoruz: 455 bin 758 mağdurun soyulmasına göz yumdular. Bunların hakkını hukukunu teslim edecek misiniz? Ama hakkını hukukunu teslim ederken Hazineden bir kuruş alırsanız, bu milletin vergisinden bir kuruş alırsanız dünyayı size dar ederiz, dar ederiz, dar ederiz bir kuruş alırsanız. Fonculardan alacaksınız, götürüp hakkını teslim edeceksiniz.
Sermaye Piyasası Kurulu yöneticileri ve BDDK yöneticileri hâlâ yerlerinde duruyorlar. Takasbank'ın yöneticileri yerlerinde duruyorlar. Ya, bunları ne zaman alacaksınız? Ne zaman bunları alıp bir yerlere koyacaksınız? Ne zaman bunlardan hesap soracaksınız? Bekliyorlar beyefendiler istifa etsin. Ne istifası ya, ne istifası? Derhal görevden alacaksın ve hesabını soracaksın, ne istifası?
Takasbank'ta borç verenle borç alan birbirini tanımaz, bir şaibe bulaşmasın diye. Yasa böyle. E ama bakıyorsunuz ki bazıları bu riski görüyor, malı görüyor. Nasıl götüreceğini gayet iyi biliyor. E, nasıl oluyor bu? Bu düzen nasıl inşa edildi? Yurt dışındaki kredi derecelendirme kuruluşu bunu görüyor. Ama bizim Sermaye Piyasası Kurulu görmüyor. BDDK görmüyor, hiçbirisi görmüyor. Neden? Onlar da vurgunun bir parçası. Siyasetçiyle bürokratın el ele verdiği ve milleti soyduğu bir sürecin içindeyiz. Bunun da önüne geçeceğiz değerli arkadaşlarım.
Ayrıca, ayrıca bunları denetlemesi gereken, bunları denetlemesi, yani devlet adına bu kurumları denetlemesi gereken kişiler, bu kurumların yönetim kurullarında görev alıyorlar. Yani, kimi kime teslim ediyorsunuz? Kimi kime teslim ediyorsunuz? Bu nasıl denetleyecek? Zaten sorumlu. Zaten yönetiminde görev alıyor. Bu atamayı hangi ahlaki temele dayanarak yaptınız? Bunu da soruyoruz. Denetçiyi, denetlenecek kurumun yönetim kuruluna hangi ahlaki temellere dayanarak atama yaptınız? Ya, devleti çürütüyorsunuz siz. Denetçi de malı götürse ne olacak? Kime denetleteceğiz? Hadi Saray götürüyor, bakanlar götürüyor, bürokratlar götürüyor, siyasetçiler götürüyor. Ya, bu memleket götürenlerin ülkesi mi Allah aşkına? Size hesap sormazsak namerdiz biz. Hesap soracağız.
Yine sorduk. Kardeşim, bu malı götürenlerin listesini açıklayın ya. Hırsızın adını açıklamak niye bu kadar zor oluyor? Gidiyorsunuz, sanatçıları gözaltına alıyorsunuz; efendim, şöyledir veya bu gerekçeyle. Belediye başkanlarını alıyorsunuz, ellerine kelepçe vuruyorsunuz, televizyon ekranlarını çağırıyorsunuz, gazetecileri çağırıyorsunuz. Ya, kardeşim, dünyanın soygununu yapan insanların listesini açıklamıyorsunuz. Neden? Yoksa siz de mi o sürecin bir parçasısınız? Yoksa siz de mi bu sürecin içinde malı götürenlerin parçasısınız? Siyasetçilerle bürokratların iş birliği yaptığı bir düzen, düzen değildir. Bu düzende çark çalışmaz. Çalışmıyor da zaten. O nedenle biz bu olayın bütün ayrıntılarıyla açığa çıkmasını isteriz.
Bakınız, bir sivil toplum örgütü var, bir vakıf var daha doğrusu, Hüdai Vakfı. Onlar inançlı insanların bir araya gelip kurdukları bir vakıf. Bunların bir bildirisi yayınlandı. Bu bildirinin bazı bölümlerini okumak isterim: "Toplumlar bir günde yıkılmaz. Önce utanma ölür. Sonra kötülüğün adı değişir. En sonunda kötülük alkışlanır." Biz bugün bu üç basamağın üçünü de aynı anda yaşıyoruz. Kötülüğün alkışlandığı, kötülüğün baş tacı edildiği bir süreci yaşıyoruz aşağı yukarı. Yine devam ediyor: "Fon krizi, çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti. Helali haramı ayırmadan köşeyi dönmek marifet oldu. Uyuşturucu yaşam tarzı, sanal kumar fırsat diye pazarlanıyor. Evlerin ocağı sönüyor. Aileler borç ve utanç içinde dağılıyor. Mahremiyet perdeleri tek tek yırtılıyor. Beden metaya çevriliyor. İnsan beğeni sayısı uğruna onurunu kaybediyor. Bütün bunların ortak adı şudur: İnsan değersizleştiriliyor. Kadim değerlerden bilerek koparılıyor. Değerlere bağlı kalmayan insan orman kanununa tabi oluyor. Ama düşüş orada da durmuyor. Doymayan hırsı onu hayvanlardan daha aşağı bir hâle getiriyor. Biz bunu kabullenmiyoruz." Evet, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de bunu kabullenmiyoruz. Ve devam ediyor: "Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez." diyor. Evet, kimse güvenden zaten söz etmiyoruz.
Hortumcuların adı değişiyor. Hortumcuların kim olduğu iktidar tarafından gayet iyi biliniyor. Sermaye Piyasası Kurulu biliyor, İstanbul Borsası biliyor, Takasbank biliyor, herkes biliyor ama bunları açıklamıyorlar. Eğer hırsızın adını bilip bunu açıklamıyorsan suç ortağısın demektir. Bunu herkesin bilmesi lazım.
Efendim, 455 bin 758 kişinin hakkını ve hukukunu savunmak bizim görevimizdir. O nedenle biz bu soruların bütün yanıtlarını bekliyoruz ve bunun takipçisi olacağız.
“KAYSERİ’DE 73 YILLIK FABRİKAYA KİLİT VURDULAR!”
Bakınız, ekonomi çarkları o kadar kötü gidiyor ki Kayseri'de 73 yıllık fabrika, Orta Anadolu Mensucat Fabrikası, 73 yıldır çalışan bir fabrika, kapısına kocaman bir kilit vurdu. Benim iktidar sahiplerine önerim: Eğer gerçekten bir vicdan sorgulaması yapmak istiyorsanız Orta Anadolu Mensucat Fabrikasının önüne gidin, kilidin önünde bir fotoğraf çektirin. "Bu bizim ayıbımızdır. Kusura bakmayın, ey Kayserililer" diye bir not düşün. Ben bunu istiyorum sizden. Eğer gerçekten bu ülkede 73 yıldır, ya 73 yıldır çalışan, Kayseri'nin ana damarlarından birisi olan bir fabrikaya gidip kilit vuruluyorsa 21'inci yüzyılın Türkiye'sine bu büyük bir ayıptır. O nedenle Kayserililere de bir şey söylemek isterim. Oyumuzun en düşük olduğu yer Kayseri, ben bunu biliyorum. Kayseri'de bürokratken de görev yaptım. Orayı da o nedenle çok daha iyi biliyorum. Üniversiteleri var Kayseri'nin. Güçlü bir sanayisi var Kayseri'nin, vardı Kayseri'nin. Mobilya sektöründe dünyaya meydan okuyan fabrikaları vardı. İktidara her dönem destek verdiler. Artık sizin bu iktidara destek verme hakkınız yoktur, ey Kayserililer, yoktur, yoktur! Siz eğer 73 yıllık bir fabrikanın kapanmasını görüyorsanız, yaşıyorsanız bilin ki bunun tek bir sorumlusu var: Ülkeyi yönetenlerdir. Bir ülkeyi yöneten 73 yıllık bir fabrikayı kapatır mı, ya? Devlet kapatır mı, ya? Burada binlerce insan emek harcadı, alın teri döktü. Binlerce insan emek harcadı. Yurt dışına, yurt içine ürün sattılar bunlar. Siz kapısına kilit vuruyorsunuz. Bu kilit AK Parti'nin ayıbıdır. Devleti yönetenlerin ayıbıdır. O nedenle Kayserililere bunu sormak benim görevimdir. Artık iktidardan elinizi ayağınızı çekiniz. Bunlardan size bir fayda yok. Kayseri'yi ben de biliyorum, benden daha iyi siz biliyorsunuz. Sanayisini de biliyorum. Bu iktidara destek vermeyin. Gitsinler. Gitmeleri lazım. Yolları görünüyor zaten. Göndereceğiz. El birliğiyle göndereceğiz. Hakkı, hukuku ve adaleti savunan, alın terini savunan, üreten, çalışan kim varsa onlarla beraber inşallah göndereceğiz.
“KAÇIRILAN PARALARIN HER KURUŞUNU TÜRKİYE’YE GETİRECEĞİZ”
Bakınız, izlenen ekonomi politikası orta sınıfı yok etti. Yukarıda acayip bir zenginler var. Acayip ama. Milyar dolarlarla oynuyorlar. Milyar dolarları telaffuz etmek bunlar için sıradan bir rakam gibi. Ya, adam ekmek almakta zorlanıyor. Bunlar milyar dolarları gönderiyorlar, getiriyorlar, alıyorlar, transfer ediyorlar. Nereden bu para? Bu zenginlik nereden? Sanayiciye bakıyorum, sanayicide öyle bir şey yok. Tüccara bakıyorum, tüccarda da öyle bir şey yok. Esnafa bakıyorum, "Zaten geçinemiyorum." diyor. Besiciye bakıyorum, çiftçiye bakıyorum, onlar da geçinemiyorlar. İşçiye bakıyorum, onların da durumu felaket. Ama yukarıda bir avuç insan var. 76 milyon insanı sömüren bir grup var. Bu grubun sayısı fazla değil, fazla değil. Buraya oluk oluk paralar, oluk oluk dolarlar, oluk oluk avrolar akıyor.
Ve bunlar paralarını da Türkiye'de tutmuyorlar, "Başımıza bir şey gelirse biz yurt dışına gideceğiz" diye. Size sözüm, bu millete sözüm, o paraların her kuruşunu, her kuruşunu Türkiye'ye getirmesek namerdiz. Her kuruşunu, her kuruşunu. Öyle ne diyecekler? Türkiye'yi soyacaklar, işçinin, sanayicinin alın terini alıp yurt dışına götürecekler. Cumhuriyet Halk Partisi bunu seyredecek. Yemezler. Kul hakkını teslim edeceğiz. Öyle çalıp çırpacaksın, dışarıya götüreceksin, biz sesimizi çıkarmayacağız. Kuruşuna kadar getireceğiz.
Bakınız, AK Parti iktidarı demek şu demek: Havadan para kazananlar. Hiç öyle risk falan yok. Elinde viski bardağı, oturmuş köşeye, keyfine bakıyor, milyarlarla oynuyor; "O kadarını transfer ettim, bu kadarını transfer ettim, şu kadar vurgun vurdum, şunu şu kadar dolandırdım" diye gezenler. Yüksek faizle devleti soyanlar. Yüksek faizle devleti soyanlar. Bu faiz işine gireceğim. Diyorlar ya, "Faiz haramdır" Bırakın Allah aşkına, millete maval okumayı bırakın ya. En büyük faizi siz yiyorsunuz ya. En büyük faizcileri siz sırtınızda taşıyorsunuz. Kimin yüküyle? Bu milletin alın teriyle götürüyorsunuz bunu. Beşli çeteler. Sanıyorlar ki biz beşli çeteleri unuttuk. Unutmayacağız, unutmayacağız. Bu beşli çeteler devleti soyanlar. Uyuşturucu baronları. Uyuşturucu baronlarıyla da mücadele edeceğiz.
AK Parti iktidarının ekonomi politikasını bir cümleyle özetleyeyim: Zenginler daha zengin, fakirler daha fakir olacak. İzledikleri ekonomi politikasının özü bu. Meclise getirdikleri bütün bütçelerin özü bu. İzledikleri politikanın özü bu. Zenginler daha zengin olacak, fakirler daha fakir olacak. Fakir olacak ki ben ona ekmek vereyim, o da bana oy versin. Fakir olacak ki ben ona ufak bir şey vereyim, o bana oy versin. Yani, onun iradesini nasıl satın alabilirim? Nasıl satın alabilirim? Bütün hesaplar bunun üzerine.
“HER SORUNUN ÇÖZÜM ADRESİ CUMHURİYET HALK PARTİSİ’DİR”
Şimdi dönmüşler, efendim, biz de bütün ailelere bir ödeme yapacağız. Bizim aile destekleri sigortasını şimdi kopyalamaya çalışıyorlar. Bakınız, her sorunun çözüm adresi kesinlikle Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Her sorunun çözüm adresi. Fakir fukaranın fukaralığını ilan etmeyeceksiniz. Fukaralığını göstermeyeceksiniz. İnsan onurunu koruyacaksınız. Aile destekleri sigortasında ne diyorduk? Diyorduk ki bir aile desteğe muhtaçsa banka hesabına para yatırılacak. O da bu ülkenin onurlu bir insanı olarak gidip parasını alacak. Çoluk çocuğun rızkını oradan sağlayacak. Ona iş imkânı sağlanacak. Öncelik ona verilecek. Bir ailede hiç kimse çalışmıyorsa tercih o aileden birisi olacak. O aileye de alın teriyle kazanılan para girecek. Diyorum ya, sorun varsa mutlaka çözümü de vardır. Çözümünü akılcı politikalarla, insan onurunu koruyarak sağlayabiliriz.
Ama bu faiz üzerinde özel olarak duracağım, faiz üzerinde özel olarak duracağım. Ama şunu söyleyeyim: 2026 yılında yaklaşık 3 trilyon lira faiz ödediler bunlar, ödeyecekler. Üç trilyon lira. Faizi kime ödediler? Çiftçiye mi ödediler? İşçiye mi ödediler? Emekliye mi ödediler? Alın teri dökeni mi ödediler? Esnafa mı ödediler? Hayır, bir avuç rantiyeciye ödediler. Ne diyorum? Fakir daha fakir, zengin daha zengin olacak. Üç trilyon lira ödüyorsunuz faize. Bir de çıkıp milletin önüne "Faiz haramdır." diyorsunuz. Peki, bu parayı nasıl veriyorsunuz? Hangi gerekçeyle veriyorsunuz? Faiz baronları çıktı şimdi karşımıza. Köşeyi dönenler, faiz üzerinden köşeyi dönenler çıktı. Bunun da üzerinde ayrıca duracağım değerli arkadaşlarım.
Açlık sınırı... Eğer asgari ücret açlık sınırının altında kalmışsa bu ülkede temel bir sorun var demektir. Bu, faiz politikalarının, ücret politikalarının getirdiği maalesef bir tablo. Ve biz bunlara gene çok iyi niyetlerle Cumhuriyet Halk Partisi bir teklif yaptı. Dedik ki ya, bu çocukları, büyük bir kısmını anneler besleyemiyor. Mutfakta bir şey yok. Bunlara bari bir tas çorba verin okula gelirken. Çocuğun dikkati dağılmasın. Çocuk beslensin okulda. Arkadaşlarıyla beraber yemek yesin. Bir tas çorba ya, bunu verin. Tuvalet yok, tuvalet temizliği yok. Kâğıt koyun oraya tuvalete. Çocuğun içeceği bir su koyun oraya. Bunu bile fazla görüyorlar. Ama rantiyecilere dünyanın faizini ödüyorlar. Hiç meraklanmayın sevgili anneler, sizin evlatlarınız Cumhuriyet Halk Partisi'nin emanetidir; onlara bakacağız, onları besleyeceğiz, onların onurunu koruyacağız. Onlar okuldan güler yüzle, karınları doymuş olarak eve gelecekler, size herhangi bir zahmet olmayacak.
Sosyal medyada 85 yaşındaki bir kadın diyor ki "85 yaşındayım ama çalışmak zorundayım. Çalışmazsam o gün açım." Bunu nerede söylüyor? 21'inci yüzyılın Türkiye'sinde söylüyor. Nerede söylüyor? AK Parti'nin 25 yıldır iktidar olduğu bir Türkiye'de söylüyor. "Yaşadığım yeri görsen yüreğin parça parça olur." Bu kadını bulacağım. Bulacağız bu kadını. Gideceğiz. Kadın Kolları Genel Başkanımız, evine gideceğiz, ziyaret edeceğiz. O hiç kimseye muhtaç olmamalı, hiç kimseye. 85 yaşındaysa elini öpeceğiz, hayır duasını alacağız, bunu asla unutmayalım.
“MEKKE ANLAŞMASI’NDA TÜRKİYE’NİN ÇIKARINA AYKIRI BİR MADDEYE ASLA İZİN VERMEYİZ”
Mekke Anlaşması bugün geliyor Meclise. Mekke Anlaşması gelmeden bu sorunun ne olduğunu bilmemiz gerektiğini söyledik, ısrar ettik. Mekke Anlaşması'nı ilk Bolu kampında dile getirdik, şimdi de yine aynı şekilde dillendiriyoruz. Türkiye'nin çıkarlarına aykırı tek cümle bulursak karşı çıkarız. Biz elbette anlaşmalar yaparız. Ama bir ülkenin çıkarı için gidip sonra bölgede daha büyük, daha derin bir çatışmaya zemin hazırlama potansiyeli olan bir anlaşmanın altına imza atmayı doğru bulmuyoruz. Özetle şunu söylüyorum: Dört madde açıklamıştık, beşinci maddeyi de şimdi söyleyeyim. Türkiye gerçekten kendi bağımsız bölgesel güvenlik mimarisini mi kurmaktadır bu sözleşmeyle? Yoksa Amerika Birleşik Devletleri'nin Orta Doğu'daki askeri yükünün giderek daha büyük bir bölümünü bölge ülkelerine aktardığı yeni bir güvenlik mimarisinin parçası mı olmak istiyoruz, parçası mı yapmak istiyorlar? Bunun da üzerinde durmamız gerekiyor.
Efendim, ekonomik krizi Türkiye sadece yaşamıyor. Bunun doğurduğu büyük bir ahlaki bozulma var. Bu ahlaki bozulmanın da mutlaka düzelmesi lazım ve Türkiye'nin bu konuda önlem alması lazım. Namuslu, ahlaklı insanların dışlandığı, soyguncuların, vurguncuların baş tacı edildiği bir süreçten geçiyoruz. Öyle olunca gençler de diyor ki "Bak, kısa sürede köşeyi döndü. Ben de gideyim bir soygun yapayım, ben de köşeyi döneyim." Kendisi de bunu hak olarak görüyor. Bunlar doğru değil. Ahlaklı siyaset bir tercih değildir, arkadaşlar. Ahlaklı siyaset zaten vatandaşımızın hakkıdır, siyasetten beklediği haktır ve biz bunu yapmak zorundayız.
“CUMHURİYET HALK PARTİSİ, HARAMİLERİN DÜZENİNE KARŞI ÇIKAN PARTİDİR”
CHP, alın teri dökenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi çalışanların, üretenlerin partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi namus ve şeref sözü verip sözünden dönmeyenlerin partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi beşli çetelerin, havadan para kazananların değil, alın teri döküp helal para kazananların partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi emperyal güçlerden destek için "Bizi yalnız bıraktınız" diyenlerin partisi değildir. Cumhuriyet Halk Partisi emperyal güçlere karşı çıkanların partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi kamu makamını kişisel çıkar için kullananların partisi değildir. Kamu makamını halka hizmet etmek isteyenlerin partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi vurguncuların değil, şoförlerin, çiftçilerin, tır şoförlerinin, emek harcayanların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi vurguncuların, borsa vurguncularının partisi değil, staj mağdurlarının partisidir. İşçinin, emeklinin partisidir.
Ve Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal'in dediği gibi, "Her fabrika bir kaledir" diyenlerin partisidir.
Cumhuriyet Halk Partisi haramilerin düzenine karşı çıkan partidir.
Onun için diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi bilhassa kimsesizlerin kimsesi olan bir partidir.
Hepinize teşekkür ederim.
05.10.2022
24.09.2022
24.09.2022
19.09.2022
19.09.2022
12.09.2022
12.09.2022