CHP Lideri Özgür Özel: O İnkâr Ettikçe Rahatsız Etmeye, Eninde Sonunda Bu Varlığının Sorgulanmasını Sağlamaya Kararlıyım

19.03.2026

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:

“TUZLA’DA YARGI MENSUPLARINI DAHİL ETTİĞİ KOOPERATİFTE BÜYÜK BİR YOLSUZLUK VAR”

“SEN AİLEYE HAYSİYET CELLATLIĞI YAPARKEN İYİ DE SENİN BABANA SORULUNCA MI KÖTÜ?”

“İLERİDE 19 MART, DARBENİN PÜSKÜRTÜLDÜĞÜ GÜN VE DEMOKRASİ BAYRAMI OLARAK KUTLANACAK”

“ÖZEL HAYATI SIZDIRIYORSUN ADALET BAKANLIĞI’NDAN… BÖYLE REZALET TÜRKİYE’DE GÖRÜLMEDİ”

“O İNKAR ETTİKÇE ONU RAHATSIZ ETMEYE, ENİNDE SONUNDA BU VARLIĞININ SORGULANMASINI SAĞLAMAYA KARARLIYIM”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mart darbesinin birinci yıldönümünde Saraçhane’de basın kuruluşlarının sorularını yanıtladı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yargı mensubu olduğu dönemde Tuzla’da bir kooperatif sürecine dahil olduğunu ve burada da büyük yolsuzluk iddialarının bulunduğunu bildirdi. Özel, “‘Başka şeyler var mı?’ diyorsunuz ya. Mesela bir kooperatif var Tuzla’da. Kendisinin kurucuları arasında, hissedarları arasında olduğu, sonradan hisseyi çıkardığı ama içeriye birçok yargı mensubunu dahil ettiği. Şimdi orada Tuzla’da onun yapıldığı yerde AK Parti döneminde imarın olmadığı ve tamamıyla imarsız olan bir yere şimdi bin bir zorlamalarla bir şeyler çıkarmaya çalıştığı bir süreç var. Kendisi çıkmış, gitmiş ama bir sürü yargı mensubunu bu işin içerisine sokmuş. Bu kooperatifte çok büyük bir haksızlık ve yolsuzluk var” dedi.

“SARAÇHANE’DEKİ MÜCADELE İSTANBUL’DAN BÜYÜKTÜR”

Özel, son bir yılda yaşananlar hakkında, “Bu ne bir siyasi müdahale ne hukuki tahkikattı. Bu düpedüz bir darbe girişimiydi. Niyet seçimle kaybettikleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni yargı darbesiyle geri almaktı” dedi. Genel Başkan Özel, şöyle devam etti:

“İki soruşturma birden başlattılar; biri terör, diğeri mali konular. Bunun provasını da Esenyurt’ta yaptılar. Terörden dava açtılar, Ahmet Özer’i aldılar ve Türkiye’nin 1 milyonluk en büyük ilçesine kayyım atadılar. Burada da terörden sorguya aldılar ve kayyım atayacaklardı. Zaten bunu bugün AK Parti’de inkar eden kalmadı. O gün bugündür direniyoruz. O gün bu meydan öyle dolmasaydı, yedi gün - yedi gece artarak insanlar buraya sahip çıkmasaydı şu anda burada röportajı biz yapıyor olmazdık. Burada AK Partili bir kayyım olacaktı. Milletin seçtiği yönetiyor olmayacak, Tayyip Erdoğan’ın istediği kişi yönetiyor olacaktı. Esenyurt pilottu, burası hedefti. Ama İstanbul Büyükşehir’in bütçesi bir ülkeninki kadar, İstanbul da nüfusu birçok ülkeden kalabalık bir şehir ve burada biz sandığı ve seçilmişi korumasaydık o zaman Türkiye’de sandık ve milletin seçtiği kalır mıydı? O yüzden buradaki mücadele buradan da büyüktür. Buradaki mücadele bir büyükşehir belediye başkanını, bir belediyeyi savunmak, İstanbul’un iradesini savunmaktan da büyüktür Türkiye’de sandığı savunma mücadelesidir.”

“MİLLETİN İSTANBUL’DA VERDİĞİ VAZİFE, TÜRKİYE’DE TEKRARLANMASIN DİYE UĞRAŞIYOR”

Genel Başkan Özel, Erdoğan’ın geçmişte yaşadıkları ile bugün yaşatılanlar arasında bir fark olup olmadığı sorusunu şöyle yanıtladı:

“Şunu hatırlatayım. Evet, çok benzer hikayeler var. Recep Tayyip Erdoğan da İstanbul’un seçilmiş belediye başkanıyken rüşvet, yolsuzluk, irtikap, ihaleye fesat karıştırma dibi suçlardan yargılandı. Ama arada bir fark var. Bir gün bile sabah evine polis gitmedi. Bir gün gözaltında tutulmadı. Bir gün tutuklu yargılanmadı. Onun yargılamaları sürdü ve sürüyordu rüşvetten filan, çok da ciddi iddialar vardı. Diğer yandan Siirt’te okuduğu bir şiir üzerine de bir başka yargılama sürüyordu. O yargılama bitti. Onda da tutuksuz yargılandı. Cezası Yargıtay’a gitti. Halen tutuksuzdu ve görevini yapıyordu. Yargıtay da onaylayınca fiilen, hukuken belediye başkanlığı düştü. O gün dahi odasında oturuyordu. Bir telefon açtılar. Dediler ki ‘Cezanız kesinleşti. Artık belediye başkanı değilsiniz.’ Pınarhisar Cezaevi’ne özel, küçük, butik, rahat edebileceği bir cezaevi belirlendi. (Aslında seçti cezaevini) Onu sizler daha iyi biliyorsunuz. Kalmak istediği cezaevini seçti, koğuş arkadaşını resmen seçti ve belirledi. Güvenliği açısından. Kendisine davetle ‘Görevi bırak’ dediler. Teşkilatı burayı doldurdu. Kapının önüne çıktı. Eline otobüsün üstünde mikrofonu aldı, veda konuşması yaptı. Davulla, zurnayla, tekbirle cezaevine uğurlandı cezası kesinleştikten sonra. Bugünün farkı; aynı iddialar var. İddia edildiği günden beri Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı, tutuklandı, halen daha bir yıldır cezaevinde tutuluyor. Aradaki bu farkı görmek lazım. Ama sizin yaptığınız vurgu şu. Burası öyle herhangi bir yer değil. İleride Türkiye’de yapılacak görevlerin öncüsü, milletin gönlünde, yani İstanbul bütün Türkiye’nin bir özeti. Aslında Tayyip Bey’in söylediği o açıdan çok doğru. Sen İstanbul’u kazandığında Mardinli’nin de Sivaslı’nın da Erzurumlu’nun da Manisalı’nın da Kürt’ün, Türk’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, Laz’ın, Çerkes’in toplamının temsil edildiği bir yerin onayını alıyorsun. O sana bir vazife veriyor. O vazifeye kim engel olursa… Tayyip Bey’i o dönemde engellemeye çalıştılar. Tayyip Bey Türkiye’de iktidara yürüdü. Kendi pratiğinden bunu biliyor. Bugün Tayyip Bey Ekrem İmamoğlu’na kendine yapılan gibi normal bir soruşturma yapsa, sonucun benzer olacağına inanmış, alıp onu içeride çürütmeye, partisini paralize etmeye, felç etmeye, siyaset yapamaz hale, hizmet üretemez hale getirmeye uğraşıyor ki; milletin İstanbul’da verdiği vazife Türkiye’de tekrarlanmasın diye. O kadar özet bir durumdayız. Esenyurt buranın pilotuydu, burası Türkiye’nin pilotudur diye kabul ediyor Recep Tayyip Erdoğan.”

“TOROS’ÇUYU PERSONEL GENEL MÜDÜRÜ YAPTILAR”

Masasına koyduğu Beyaz Toros’la bilinen Cahit Cihad Sarı’nın Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’ne atanmasını değerlendiren CHP Lideri Özel, şöyle konuştu:

“Şu kadarını söyleyeyim. Bir çeteleşmiş yapı var. Hukuk yapar gibi hukuk yapmadılar, sorgu yapar gibi sorgu yapmadılar. Ben 17 yıldır aktif olarak siyasetin içindeyim bizatihi belediye başkan adayı olduğum günden beri. 15 yıldır milletvekiliyim. Ceza ve tutukevlerinde 250’den fazla, Genel Başkanlığım süresi hariç 257 cezaevi ziyareti ile cezaevi için raporlar yazmış, siyasi yargılamaları en yakından takip etmiş, FETÖ döneminde askeri casusluk, Balyoz, Ergenekon, KCK, bütün davaları takip etmiş, savcılarla ve hakimlerle muhatap olmuş birisi olarak söylüyorum. Hiçbir dönemde bu kadar hukuksuz, bu kadar haksız, bu kadar pervasız işler yapılmadı. Hiçbir dönemde kişiye cezaevinden itirafçı olması için çağrıldığı yolda, kulağına eğilip ‘Savcı Bey’in selamı var, eşini de almış ifadenden sonra karar verecekmiş’ demedi. Hiç kimseye ‘Eşinden ayrı mısın, çocuğuna kim bakacak? At bu imzayı da çocuğuna kavuş’ demediler. Hiç kimseyi iftiracı olmadığı için Türkiye’nin öbür ucundaki 28 kişilik bir koğuşa 40’ncı kişi olarak yerde yatmaya yollamadılar. Hiç kimsenin ailesinin evine avukatlar gidip de ‘Şu ifadeyi verirsen yakınınızı serbest bırakacağız.’ Ya da hiçbir şirkete bir başka aracı avukat gidip de ‘Bize şu kadar para verirsen mallarınızı size iade edeceğiz’ demedi. Bu yüzden biz AK Toroslar Çetesi dedik. AK Toroslar çetesi biz bunları söylerken bize Beyaz Toros gösteren, yani 90’ların katliam araçlarını, 90’ların insanları alıp götüren ve geri getirmeyen araçlarını gösteren fotoğrafı çektirdiler. Türkiye’nin hafızasında yeri olan bir fotoğrafla bize poz verdiler. Biz işte o yüzden ona AK Toroslar dedik. Beyaz Toros Çetesi vardı. Şimdi AK Toroslar. Şimdi o AK Toroslar Çetesindeki o Toros’çuyu Adalet Bakanlığı’nda Personel Genel Müdürü yaptılar. Ben daha ne diyeyim? İstanbul’daki çeteleşen yapı, şu andaki Adalet Bakanlığı’na gidiyor, mevzileniyor ve oraya yerleşiyor. Ha bir yandan da çok iyi. Nasıl? Geçen sene 19 Mart günü ben Ankara’ya doğru gelirken dedim ki, ‘Sembol bir mekân ve darbeyle yüzleşecek bir yer. Karşı karşıya gelmek lazım.’ Şimdi Ankara’dayız, karşı karşıyayız. Bu zulmün, bu haksızlıkların en tepe noktasında Adalet Bakanı, Bakan Yardımcıları, Personel Genel Müdürü, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü, falan filan noktasında yerleşiyorlar. Zulümleri artsın ki sonları gelsin. Biz bu mücadeleden vazgeçmeyiz. Kim kazandı? O Beyaz Torosları kullananlardan, o işkencecilerden, o cellatlardan kim dışarıda ki bugün aileye işkence edenlerden, bugünkü haysiyet cellatlarından, bugünkü adalet katillerinden birisi 15 sene sonra gelip de şurada size selam verip, ‘merhaba’ deyip saygı görebilecek mi?”

“HAKLI OLMANIN GÜCÜYLE KARŞILARINDA DURACAĞIZ”

“O yüzden her zaman karanlık değil aydınlık kazanır. Korkaklar değil cesaret kazanır. Teslim olanlar değil direnenler kazanır. Her zaman zulme karşı, zulmeden zalimlere karşı, zulme uğrayan mağdur, vakur ve haklı olanlar kazanır. Biz kazanacağız o yüzden. O yüzden var güçleriyle gelsinler, var güçleri yerleşsinler. Biz de haklı olmanın, masum olmanın gücüyle karşılarında durmaya devam edeceğiz. Bu işin öyle Akın Gürlek’in Sayın Yılmaz Tunç’tan devir teslimdeki küçük sandalyesi gibi böyle birinin orada durduğu, birinin burada durduğu ama sonuçta bir devir teslimin olduğu bir günün devamı var. O koltuğun bir de bırakılacağı gün var. Oraya gelecek bir Adalet Bakanı var. Ondan sonra bir HSK var, Yüce Divan yargılamaları var. Bu kadar zulmün sonunda bu kadar kir, bu kadar pis nasıl kapanır? Elimizde 16 tane ID numarası var. Ortaya koyuyoruz. Bu mallar ya üstünde ya altın ve sattın ya üstünde tapusu var ya bu malın parası sende var kardeşim. Bakın Türkiye’deki örneğin şu anda Çevre şehircilik Bakanlığı’ndan, sorgulamayı yapabilen her resmi kurumda o ID girildiğinde, o binanın, o adanın, o paftanın Akın Gürlek’e ait olduğu, orada bir alım - satım işlemi olduğu ortada. İnkâr eden var mı? ‘Bu yok’ diyen var mı? Biz bu iddiaları dile getirdikten sonra malları elinden çıkarıyor bilmem ne. Zaten biliyorduk bunları. Bana tapu gösteriyor, bir de filtrelenmiş tapu gösteriyor. Bir şehirdekileri gösteriyor falan gibi işler yapıyor. Ama şöyle bir şey var. Hiçbir yere kaçamayacak.”

“BUNLAR AİLE DEĞİL Mİ?”

“Bugün bir videosunu atmış arkadaşlar. İnanamadım. Adem Metan kardeşinin yayınına çıkmış. Soruyorlar ona, oradan bir kesit. ‘Ya işte meydanlarda adımız geçiyor üzülüyoruz tabii. Babam camiye gitmiş, ‘Senin oğlan şöyle, böyle’ demişler üzülüyoruz’ diyor. Babasının ellerinden öperim de ne olmuş? Oğlu bu kadar zulüm yapıyor diye, biz bunu eleştiriyoruz diye camide babasına herhalde bir adalet sorusu sormuşlar. Şöyle, böyle demişler, ne demişlerse. Kardeşim peki sizin hiçbir suçu günahı olmayan kişileri, bir kişiyi, sadece bir kişiyi sırf Cumhurbaşkanı adayı olmasın diye önce ‘terörist, yolsuz, irtikapçı, rüşvetçi’ sonra ‘ajan, ondan sonra yok fuhuş bilmem ne’, yok efendim birtakım hesaplar… Hiçbirisi daha sonra gerçekten ispatlanamıyor. Ya düşünsene sen gidip bir şey söylüyorsun Tayyip Erdoğan diyor ki ‘Durun, turpun büyüğü heybede’ diyor. ‘Durun hele’ diyor. ‘Bir aya kalmaz insan içine çıkamayacaklar. Birbirinin yüzüne bakamayacaklar. Eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Soruyorum Türkçe bilen herkes ne anlar bunlardan? Eşinin gözüne bakamamak nedir? Dört ay sonra kendisinin kontrolündeki bir sitede olmadık yalanlar. Sonra ne yapıyor Özgür Özel gidiyor, uçağı buluyor kuyruk numarasından, sahibinin AK Partili olduğunu buluyor. Kiralama şirketini buluyor. Hiç İmamoğlu’na kiralanmadığını, o uçağa İmamoğlu’nun hiç binmediği çıkıyor. Ki o eşler birbirinin gözünün içine bakamasın yalanı çöksün diye. Sen şimdi babana camide ‘Senin oğlan’ sorusundan rahatsız oluyorsun da Ekrem İmamoğlu’nun çocuklarına, eşine, Fatih Keleş’in çocuklarına, eşine, Fatih Keleş’in klostrofobisi olan 26 yaşında oğlanı ‘Seninle oğlan kapalıya gelemezmiş’ diyerek kişisel sağlık bilgisini bilerek cezaevine koyuyorsun da o çocuğun babası yok mu? Peki içeriye koyduğun, iftiraya zorladığın kadınların çocukları yok mu? Pınar Hanım’ın 78 yaşında annesi yok mu? Kadriye Teyze. Kadriye Hanım’ın, buranın Özel Kalem’i 13 yaşında oğlu masum çocuk tek başına şimdi kalmıyor mu? Bunlar aile değil mi? Sen aileye haysiyet cellatlığı yaparken iyi de senin babana camide ‘Ya senin oğlan da’ deyince mi kötü? İnsan ondan etkileniyormuş. Ben bunlardan etkilenen yüzlerce çocuğun, yüzlerce annenin, babanın kahrını dinliyorum. Acılarını paylaşıyorum. Onların birbirine tutunmasına, bana tutunmasına, bize tutulmasına katkı sağlamaya çalışıyorum. Sen 301 genci geçen sene haksız yere gözdağı olsun diye, direnç kırılsın diye, başkası çocuğunu sokağa salmasın diye bir talimatla tutuklatıp bayramı cezaevinde geçirtiyorsun. Vizeleri kaçırtıyorsun. Onun anası, babası yok, bir tek senin var. Öyle mi? Neymiş Akın Gürlek deyince meydan ‘yuh’ deyince ağırına gidiyormuş.”

“ÖZEL HAYATI SIZDIRIYOR”

“Yeni Adalet Bakanı oldu. Adalet Bakanlığı’na geçmişte de eleştirilerimiz oluyordu ben Adalet Bakanı günde iki sefer çıkıp ‘Türkiye hukuk devletidir’ diyor diye ona ‘Hukuklu saat’ de demiştim mesela. Ama şu yoktu Adalet Bakanlığı’nda. Adalet Bakanlığı’ndan basın mensuplarına bilgi notu gidiyor. Bilgi notu görülmekte olan bir davaya ilişkin. Neymiş efendim Tanju Özcan vakıf kurmuş, onun için bir operasyon olmuş. Telefonunu ele geçirmişler. Diyorlar ki bakın Adalet Bakanlığı’ndan yollanan bilgi notunda. Şu kadarcık haysiyet ve şeref varsa çıksın ‘Bizden böyle bir bilgi notu gitmedi’ desin. Geçtiğimiz gün Ankara’dayız, salonun tamamı orada. Bunu anlattığımızda herkes kafa sallıyor. Ben de onların yolladığı basın mensuplarından edindiğimiz öyle not var ki, ‘Tanju Özcan’ın cep telefonuna bakıldı. Orada X kişisi ile şöyle mahrem mesajları yakalandı’ diyor. ‘Bunu haber yapın’ diyor. Öyle bir şey ki ertesi gün Akit gazetesi bunu olduğu gibi basıyor. Bizim elimizde şu anda Akit basılmadan bir gün önce Adalet Bakanlığı’nın mührü olmadan ama Furkan’ın elinden çıkan herkes de bunu biliyor Ankara’da. Utanmazca. Yani düşün ya tut ki öyle. Sen bir başka soruşturma için kişinin telefonuna erişmişsin. Özel hayata ilişkin sızdırma yapıyorsun Adalet Bakanlığı’ndan. Böyle bir rezalet Türkiye’de görülmedi. Peki bu Tanju Özcan’ın eşi yok mu? Annesi yok mu? Babası yok mu? Yarın sabahleyin sen babanın elini öpmeye gideceksin. Bütün babaların elinden öperim ben de. Aileyle, çoluk çocukla uğraşmak şu kadar kitabımızda yazmaz.”

“BAYRAM ÖNCESİ DE TUTUKLULUK İNCELEMESİ YAPILMADI”

“107 kişiyi haksız yere içeride tutuyorsun. Şu bayramdan önce bir tutukluluk incelemesi bile yapmayarak ya da bakın şurada yaptığımız mitinglerden sonra 301 genç tutukladılar. Polisin kafasına vuran, taş atan, ateş atan vardı. 301’in içinde hiçbiri yoktu. O kavgayı o gece çıkaranlar, ilk çıkaranların hiçbiri tutuklanmadı. Kim tutuklandı biliyor musun? Metrolarda, 18-19 yaşında, ömrü boyunca emniyetin önünden geçmemiş, taş atmayı bırakın eline kötü niyetle bir taş almamış pırıl pırıl 301 tane genci aldılar. Bayramda içeride tuttular geçen sene Ramazan Bayramı’nda. Bütün bayramı içeride geçirttiler onlara. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Üç ay içeride tuttuktan sonra ‘pardon’ deyip saldılar. Bu çocukların hepsi beraat etti. ‘Eyleme gitmeleri değil, eylemin yasaklanması anayasaya aykırıdır’ diye karar çıktı. Bu arada camide ne dediler bilmiyorum. Ama amcama söylüyorum. Senin oğlanın vicdanın yok, senin oğlanın insafı yok, senin olan milleti çoluğundan çocuğundan ayırıyor Erdoğan Cumhurbaşkanlığı’na devam etsin diye. Amcacığım senin oğlanda şu kadar utanmak yok, şu kadar sıkılmak yok. Kişinin cep telefonunu almış içinden mahrem yazışmaları alıp onu sızdırmak var. Amcacığım bir evlat yetiştirmişsin ama, senin bu oğlanın duru durağı yok. Senin bu oğlanın kimseye acıdığı yok. Allah’tan bile korktuğu yok.” Gizli tanık buluyor, gizli tanık beyanıyla tutuklama yapıyor. Sonra o gizli tanık vazgeçiyor. Aynı ifadeyi kopyalayıp buraya yapıştırıp başka bir gizli tanık buluyor. Amcacığım kadına diyor ki, ‘Buraya imza at, Ekrem‘e iftira at. Evinde git rahat yat. Yoksa sana güle güle’ diyor. Senin oğlanın kurduğu bu kumpasta iftira atmayanı alıyorlar, Türkiye’nin öbür ucuna yolluyorlar. Mehmet Murat Çalık lenfoma kanseri ile boğuşuyor. Serbest bırakılması gerektiğini Bülent Arınç’a kadar gidip kendinle görüşen, konuşan herkes savunuyor. Senin oğlan diyor ki ‘bırak’ diyenlere, ‘İtirafçı olsun bırakayım. Ekrem yaptırdı desin bırakayım. Ekrem’e iftira atsın bırakayım.’ O yüzden ben amcamın ellerinden öperim de babasına ‘Senin oğlan şöyle böyle’ demişler camide ya, amcacığım senin oğlan şöyle böyle değil, bildiğin gibi değil senin oğlan. Senin oğlan çok ayıp ediyor, çok günaha giriyor. Çok ah alıyor. Kul hakkına giriyor senin oğlan.”

“BUGÜN SON İFTARIMIZ AİLELERLE OLACAK”

“Bugün akşam Akın Bey nerede, kimlerle iftar yapıyor bilmiyorum. Ben 16’sı akşamı Ankara’da şehit aileleriyle yaptım, 18’inde dün şehit aileleri ile yaptım, bugün akşam son iftarımız Aile Dayanışma Ağı. Akın Bey’in babalarını, eşlerini, iftiralarla, Çınar diye söyleyip sonra aynı iftirayı İlke’ye yapıştırdığı gizli tanıklarla, ‘At imzayı çık’ dediği 700 yıllık suç örgütünün başını gezdirip, onun iftira attığı kişileri içeride tuttuğu insanlarla iftar yapacağım ben burada. Bugün öğleden sonra ben haysiyet cellatlığı yaptığı Türkiye’nin bir sonraki Cumhurbaşkanını cezaevinde ziyarete gidiyorum yayınınızdan bir saat sonra. Ben bu insanlarlayım. Akın Bey yarın sabah sen babanın elini öpebileceksin. Ama burada içeride tuttuğun 107 kişi babasının elini ya da evlatları onların elini öpebilecek mi? ‘Baba’ diyor, ‘aile’ diyor bana. O yüzden herkes aklını başına alacak. İğneyi parmağının ucuna batıracak, sonra çuvaldızı bize batıracak. Bunların hesabını tek tek sorulacak. Bu kadar net söylüyorum.”

“B PLANI YOK VE BU HİKAYE, TESLİM OLMAYANLARIN HİKAYESİ”

Genel Başkan Özel, sürecin gidişatı hakkında ise şunları söyledi:

“CHP’nin B planı olmaz. CHP’nin iktidara gitmek, bunlardan hesap sormak gibi bir A planı olur. Ama A planı içinde biri düşer öbürü düştüğü yerden bayrağı alır. Özgür Özel 18 Mart‘ta da aynı Özgür Özel’di, 17 Mart‘ta da bundan 15 sene önce de. 19 Mart günü ortaya çıkan tablo, Özgür Özel’e ne yapması gerektiğini söylüyordu. Çünkü Özgür Özel Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partide, onun kurduğu ülkede bir bayrak taşıyor elinde. Hasbelkader eline bir bayrak vermişler, o bayrağı geri düşürmemek görevi. Biz o bayrağı taşıyoruz, millet taşındığını seçiyor. Eğer Özgür Özel düşerse, düşmeden bayrağı birine verir, o alır. Özgür Özel bu dünyada olursa cezaevine koyarlarsa cezaevinde gününü bekler ve öbür tarafta olursa öbür tarafta görür bu günleri bekler. Ama Özgür Özellik değildir mevzu. Mevzu; Türkiye’nin teslim alınamayacak tek kalesindeki yaptığımız vazifedir. O yüzden hiç kimseden korkumuz yok. O yüzden ne yaparlarsa yapsınlar hiçbirimiz teslim olmuyoruz. O yüzden bu millet bizimle birlikte. O yüzden Recep Tayyip Erdoğan kışınısıttığı salonlarda, yazın serinlettiği salonlarda kendi atadıklarına kendisini alkışlatarak siyaset yapabilirken biz meydan ve sokak siyaseti yapıyoruz. O yüzden biz haklıyız, haklı olduğumuz için ahlaki üstünlük bizde. Ahlaki üstünlük olduğu için psikolojik üstünlük bizde. Dün akşam gördüğünüz ve her cumartesi - pazar Türkiye’nin dört bir yanında gördüğünüz çoğunluk enerjisi bizimle birlikte. Bizi yenemeyecekler. Asla ve asla onlara teslim olmayacağız. Çünkü bu hikâye teslim olmayanların hikâyesidir. Arkadaşlar teslim olanların hikayesinden yeniden bir teslim alma hikayesi yazmaya çalışıyorlar. Biz İstanbul işgal edildiğinde halı serenlerden değil, ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyen akımın temsilcileriyiz. Bu arkadaşların çok sevdikleri İngiliz zırhlısına binip kaçandı. Bu arkadaşların çok sevdikleri milli mücadele yapılmasın diye Atatürk’e idam fermanı yollayanlardır. Bu arkadaşların çok sevdikleri İngiliz bildirilerini, kendi yazmış oldukları fetvayı İngiliz uçaklarla Anadolu’ya saçanlardı. Biz buna karşı Millî Mücadeleyi savunan, teslim olmamayı savunan, kurtuluşu savunan taraftaydık. Biz başardık. Bizim başardığımız yerde bizim kurtardığımız ülkede şimdi bu ülkeyi bizim elimizden almaya, bu ülkenin kurucu iradesine diz çöktürmeye çalışıyorlar. Diz çökenler biz değildik, diz çökenleri çok sevenler bizi diz çöktürebileceklerini sanmasınlar.”

“DARBENİN PÜSKÜRTÜLDÜĞÜ TARİH OLARAK KUTLANACAK”

İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na yapacağı ziyaretin sorulması üzerine Özel, şunları söyledi:

“Herkes Ekrem Başkan’ı çok seviyor, bu meydandaki herkes birbirini çok seviyor ve her şeyin çok güzel olacağı o günü bekliyor. Kolay olmayacak, mücadeleyle ve acılarla, belki daha büyük acılarla, daha büyük gözyaşlarıyla geçebilir. Ama kimsenin teslim olmaya ve kaybetmeye niyeti yok. Direnenler buradaydı, direnmeye devam edeceğiz. Direnenler Silivri’de, bugün öğleden sonra onları ziyaret edeceğiz. Ama asla ve asla teslim olmayacağız. Şunu söyleyerek bitireyim. 19 Mart bugün, bayramımız kutlu olsun. Bugün bayram değil; bugün bir acının, bir öfkenin ve başlayan bir direnişin yıldönümü. Ama her şey bittiğinde Türkiye’de yargı eliyle yapılmış ve ilk kez iktidara gelip de bırakmak istemeyenlerin, kendisinden sonraki iktidara darbeye kalkıştığı bu süreç hem durdurulacak, püskürtülecek; bu süreci yapanlar yargılanacak ve bugün yeni bir demokrasi bayramı olarak kutlanacak. Biz her sene 19 Mart’tan nasıl bir darbe püskürttüğümüzü, nasıl Cumhuriyet’e onun ve en büyük kazanımı sandığa sahip çıktığımızı konuşuyor olacağız. Demokrasi Bayramı olacak. Sandığa sahip çıkma bayramı olacak. Bir darbenin püskürtüldüğü bir tarih olarak, ileride bugünler kutlanacak. O yüzden bugün bayram değil, ama bugünü bayram olarak kutlayacağımız günler gelecek. 19 Mart, darbeye teslim olmamanın, diz çökmemenin, milletin verdiği bayrağı elinden bırakmamanın yıl dönümüdür. O yüzden 19 Mart, iktidarımızda bayram gibi kutlanacak, bugünlerle ilgili çok yayınlar yapacaksınız. Biz de bugünlerden alnımız açık ve başımız dik, arkadaşlarımızla omuz omuza Türkiye’nin güzel yarınları için yürüyerek çıkacağız.”

“ANTALYA CUMHURİYET BAŞSAVCISINI DA DEĞİŞTİRDİ”

Genel Başkan Özel, Akın Gürlek’in kendi hakkındaki iddialara değinmek yerine Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’i gündeme getirmesini şöyle değerlendirdi:

“Birincisi ben bunu altı ay önce Esenyurt’ta bir gece mitinginde bunu ifşa etmiştim. Antalya’da bir başsavcı olduğu halde İstanbul Başsavcılığı Muhittin Böcek’e bir tane ifade tutanağı yolluyor. Altında bugün bir başka göreve gelen bir savcının da ismi var. Bu ifade tutanağında Akın Gürlek’in attığı bu iftira, yani diyor ki Muhittin Böcek’e ‘Siz Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmak için Özgür Özel’e rüşvet verdiğiniz, burada Manisa’da bir benzin istasyonundan bahsediliyor’ gibisinden bir şey. Muhittin Böcek‘in cevabı şu: ‘Ben zaten mevcut belediye başkanıydım. Ankete göre de kazanıyordum. Aday gösterildim zaten kazandım. O tarihlerde hiç orada olmadım. Ne alakası var? Ben hastayım, buradan çıkmak istiyorum, ama kimseye iftira atmam. Böyle bir haysiyetsizlik yapmam’ diye altı ay önce cevap vermiş. Bana da dedi ki ‘Böyle bir iftiraya beni zorladılar’ diye haber yolladı kendisi. Daha sonra da geçen bundan 15-20 gün önce gittiğimde de ‘Bana gelip altı ay önce böyle bir şey teklif ettiler başkanım’ dedi. Söyleyeyim mi? Ayrıca da şunu da hazırlamışlar. Hani otelinde bir öğrenci öldü de bir FETÖ’cünün, o FETÖ’cü bütün FETÖ’cüler içerideyken, halen daha ihaleler alıyor, halen daha Erdoğan’ın uçağına biniyor ya. Ben de ölen çocuğun babasının verdiği mücadeleye destek veriyorum ya. ‘Sen eğer bu parayı ben verdim’ dersen, şimdi Muhittin Böcek nereden verecek o parayı? ‘Sana bu otelci ben verdim diyecek’ diyerek bir teklifte bulunuyorlar. Yani kurdukları kumpasın içinde, bizim uğraştığımız, otelinde birisinin öldüğü, geçmişte FETÖ’cü olan ama halen daha Erdoğan’da da itibar sahibi olan birisinin de iftiranın bir parçası olması hazırlanmış. Muhittin Böcek’e ‘Sen bunu şundan aldım, buna verdim dersen gerisini biz hazırladık. Bu sayede taburcu olabilirsin’ diyorlar. Oradaki insanın sağlığını partisine ve Genel Başkanına karşı bir kumpas için organize etmeye çalışıyorlar. Biz bunu altı ay önce ifşa etmiştik. Bir kez işin bu tarafını görelim. İkincisi ben yerel yönetim sürecinde sadece Manisa mitinginin olduğu gün gittim Manisa’ya. Ben yerel yönetim sürecinde bütün kameraların önünde Türkiye’nin dört bir yanındaydım, aday belirlenirken de Ankara’daydık. Bir dönem de bir yandan aday belirledik, bir yandan miting yaptık. Onları da takip ettiniz. Zaten diyor ki ‘Muhittin Böcek bunu söyleyecek ama daha zaman var.’ Altı ay önce yolladı, yaptıramadı. Diyor ki ‘Dayanamaz. Bir yerden sonra teslim olmaya karar verir. Böyle bir ifade verir. O zaten itirafçı olacak ama daha zaman var’ diyor. Bu arada da Antalya’nın Cumhuriyet Başsavcısını da değiştirip şimdi kendisinden bir adamı da oraya getirmek suretiyle…”

“FİLTRELENMİŞ TAPU GÖSTERİYOR”

“Tabii şöyle birisi bu, suçüstü yakalandı. İlk önce İstanbul’daki ID’leri verdim, Ankara’dakilerin olmamasından cesaret aldı. Ertesi gün, dün onları da yayınladık, biliyorsunuz elimizde hepsi. Demiyor ki ‘Bu ID’ler yanlıştır.’ O ID’yi girdiğinde o taşınmazla ilişkisi, bir tarihte aldıysa aldığı, sattıysa sattığı ortaya çıkıyor. Onları örtemez. Bir tane tapu gösteriyor, filtrelenmiş bir tapu gösteriyor. Son sattıklarını gözden kaçırmaya filan çalışıyor. Diğer taraftan da şöyle bir şey yapıyor. Ben de örneğin ‘Yok’ dediği bir tanenin dün aldım, gösterdim. Sizlerle de paylaştım. Avcılar’da 2024 yılının Temmuz ayında ‘Ben satın aldım’ diye beyan vermiş. Emlak vergisini ödemiş kendi adına. Bir diğeri işte bu Senfoni Evleri’nde 97 milyon lira. Henüz inşaat sürdüğü için tapu yok. Ama satış sözleşmesi var. Bir diğeri, bir ay 3 milyon, sonraki aylar 2 milyon, 2 milyon lira, taksitlerini ödediği mühürlü çizelge var. Ama onlar tapu kaydında yok, gösterdiği tapu kaydında. Kaydında olmayanın emlak vergisini ödüyor. Kaydında olmayanının taksitlerini ödüyor. Bir de sattıklarının. Biz ‘Mal varlığını açıkla’ diyoruz. Mal varlığı dediğin şeyin içinde taşınmazlar vardır, araçlar vardır, lira ve yabancı mevduat hesapları vardır. Varsa takılar, altınlar, maltınlar, kol saatleri vardır. Sen evi satmışsın, parasını o hesaba koydun mu koymadın mı? Bizim elimizdeki bazı kayıtlarda aldığı evin senetle ödendiği var. O senedin karşılığında parayı kim verdi, kimin senediydi? Onlar yok. Onların hepsinin teker teker açığa çıkması lazım.”

“ŞUNU BİLSİN: TUZLA’DAKİ KOOPERATİFİ DE BİLİYORUZ”

“Bir şey daha söyleyeyim. ‘Başka şeyler var mı?’ diyorsunuz ya. Mesela bir kooperatif var, Tuzla’da. Kendisinin kurucuları arasında, hissedarları arasında olduğu, sonradan hisseyi çıkardığı ama içeriye birçok yargı mensubunu dahil ettiği. Şimdi orada Tuzla’da onun yapıldığı yerde AK Parti döneminde imarın olmadığı ve tamamıyla imarsız olan bir yere şimdi bin bir zorlamalarla bir şeyler çıkarmaya çalıştığı bir süreç var. Kendisi çıkmış, gitmiş ama bir sürü yargı mensubunu bu işin içerisine sokmuş. Bu kooperatifte çok büyük bir haksızlık ve yolsuzluk var. Bununla ilgili hazırlanan çok koca bir dosya var. Bu da ortaya çıktığında o işin mimarı olarak Akın Gürlek bunun da hesabını verecek. Şunu bilsin yani. Tuzla’daki kooperatifi de biliyoruz.”

“‘İSTANBUL’DA ARTIK MİTİNG YOK’ DİYEMEYİZ”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, İstanbul’daki ilçe mitinglerinde sona gelindiğinin hatırlatılması üzerine, “Hafta sonu illerde yaptığımız mitinglerde ise daha ancak yarıya gelebildik. Tüm illerimizden çok yoğun bir talep var. Hatta il başkanlarımız ‘Artık bizim ilimizde mitingin bu kadar gecikmiş olmasını biz ilimize anlatamıyoruz’ diye sitem ediyorlar. Bir kez il mitingleri olanca hızıyla sürecek. İstanbul’da bundan sonra miting yok, diyemeyiz. Bölge mitingleri yaptığımız gibi geçmişte bundan sonra da İstanbul’da gece mitingleri ve gündüz mitingleri yapabiliriz. Bunu İstanbul il örgütümüz ve partimizin yetkili organlarıyla değerlendiriyoruz. Dün akşam 99’uncu mitingi yaptık. 100’üncü miting Çanakkale’de olacak. Ondan sonra İstanbul’da mücadeleyi nasıl sürdüreceğimizi, nasıl devam edeceğimizi herkes görecek. Yeni bir format, yeni bir mücadele hattı, yeni bir arayış hepimizin içinde olan. Ama doğru olan mücadeleden vazgeçmeyeceğimizi ve arkadaşlarımıza unutmayacağımızı, unutturmayacağımızı ve onları yalnız bırakmayacağımızı herkes bilsin” dedi.

“HAKİMLER, SAVCILAR KİRADA YAŞIYOR”

Genel Başkan Özgür Özel, Gürlek’in açıklamalara tepkisi hakkında şunları dile getirdi:

“Bir kere Akın Gürlek’in ‘Yok’ dedi evlerin hepsinin ID numaraları var. ID’lere ‘yalan’ demiyor, ‘yanlış’ demiyor. O ID’yi sisteme girdiğinde evi, araziyi görüyorsunuz. Bir tane tapu kaydı gösteriyor, ben de gördüm internette. Örnek yaptılar hatta bir tane de tapu kaydına biz de girdik hakikaten böyle ‘İle göre filtrele’ deyince bir tek İzmir’dekini gösterir. Mesela ‘Bir tek Mardin’i göster’ dersen ‘Üzerinize kayıtlı tapu yok’ yazıyor bana. ‘Bir tek Ankara’yı göster’ dersen ‘yok’ diyor. Manisa’da bir gösteriyor, İstanbul’da bir gösteriyor mesela. O yüzden o gösterdiği şey neye karşılık geliyor bilmiyorum. Ama gösterdikleri içinde mesela Avcılar’daki yok, ama Avcılar’a 2024 yılında Temmuz’da bildirim yapmış, ‘Ev satın aldım’ diye. Emlak vergisini bizzat ödemiş. Senfoni yok, 97 milyon lira ödemiş ya da ödeyeceğini taahhüt etmiş. İnşaat sürdüğü için tapuda kaydı yok ama Senfoni’nin sözleşmesi var, yayınladık. Diğer taraftan bir evin bir ay 3 milyon, diğer aylar 2 milyon, 2 milyon senetleri ile ilgili belgesi var. Dün akşam saatlerinde yayınladık. Mühürlü belge. Şimdi 100 bin lira, 150 lira maaş alan birisi, her ay 3 milyon, 2 milyon, 2 milyon. Nereden gelecek o 2 milyon? Nereden geliyor o 2 milyon? Bu kadar çok harcama, bu kadar çok hareket. Acilen şunu yayınlanması lazım. Mal beyanını ortaya koysun. Mal beyanı; taşınmazların yanında banka hesapları, döviz hesapları, hepsini birden içeren bir meseledir. Bunun görülmesi lazım. Elden çıkarılmışları saklayamaz. O hareketleri gizleyemez. O ID numaraları. Ben önce İstanbul’dakilere açıkladım, Ankara’dakileri elimde tuttum. Dün dediler ‘Ankara’dakilerin ID’si yok.’ Onları da açıkladım. Sorulacak her soruya adım adım ve kısım kısım cevaplar elimizde. ‘Öyle hepsini birden dökeyim, o konuşsun, sonra da ben durayım’ öyle bir şey yok. O inkâr ettikçe her gün onu takip etmeye, onu rahatsız etmeye, eninde sonunda bu varlığının sorgulanmasını sağlamaya son derece kararlıyım. Senin maaşın belli. Sen ömrün boyunca aldığın maaşlardan bir bardak su dahi içmesen ki mecburen kira verdin, elektrik ödedin, su ödedin, yemek yedin, çocuk okuttun, bilmem ne yaptın. O maaşların tamamını biriktirse o evlerden bir tanesini alabilecek durumu var. Nasıl oluyor yani? Benzer durumdaki hakimler, savcılar kirada oturuyorlar da bunun nasıl oluyor? Bir yandan da elimizde Senfoni’de 98 milyon liralık anlaşmasının belgesi var.”