13.10.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- “İsmet İnönü’nün 10 Ekim 1923’te Meclis’e verdiği mazbata ile kabul edilen Ankara’mızın başkent oluşunun 103’üncü yılı kutlu olsun; bu şehri başkent yapan ve kalkınmasına katkı sağlayan herkese şükranlarımızı sunuyoruz.”
- “Cizre lojistik üs olma potansiyeline sahip önemli bir ilçemizdir; organize sanayi bölgesine doğal gaz hattı derhal çekilmeli ve 14 yıldır kapalı tutulan Nusaybin Sınır Kapısı bölge ekonomisi için açılmalıdır.”
- “Hiçbir gazetecinin tutuklanmasını veya ev hapsine alınmasını kabul etmiyoruz; Anayasa Mahkemesi’nin kararına ve vicdana uygun olarak Tayfun Kahraman derhal serbest bırakılmalıdır.”
- “Üreticide 7 lira olan limon markette 51 liraya satılmaktadır; Tarım Kanunu’na göre çiftçiye ödenmesi gereken 630 milyar liralık desteğin sadece 168 milyar lirada kalması yasanın uygulanmadığını gösterir.”
- “Çok açık net söylüyorum, yolsuzluk yapan belediye başkanlarının, hırsızlık yapan belediye başkanlarının sığınacağı tek liman AK Parti Genel Merkezidir.”
- “Halkın oylarıyla seçilip başka partilere geçen belediye başkanlarında ciddi bir ahlak sorunu vardır; yolsuzluk yapan ve ilan ettiğimiz 7 temel ilkeye uymayanların CHP’de yeri yoktur.”
- “Torpille hâkim ve savcı atanan bir sistemde vicdani kanaat ve yargı bağımsızlığından bahsedilemez; halkın adalete güveninin %20-30 seviyelerine düşmesi iktidarın sorumluluğundadır.”
- “Fon vurgunu diyoruz, Mecliste araştıralım diyoruz, araştırma önergesi veriyoruz, reddediyorlar. Olmaz, reddediyorsan ortağısın, kimse kusura bakmasın!”
- “Siyasetçi ve bürokrat el ele vererek vatandaşı soymuştur; yaşanan bu fon skandalı bir devlet krizidir ve Meclis tarafından suç örgütü kapsamında araştırılmalıdır.”
- “Bir barış sürecini, bir çözüm sürecini yaşadık. Başlangıcı gayet güzel gitti. CHP olarak biz barışı her yerde, her ortamda savunduk. Bu bizim görevimiz zaten. O nedenle parlamentoda destek verdik. Sonunda bizim dediğimize geldiler, çözümün adresinin parlamento olduğunu kabul ettiler. Bunun bir an önce çözülmesi lazım. Eğer bir yerde tıkanıklık varsa, bizim üstümüze düşen bir görev varsa biz o tıkanıklığı kaldırmaya da hazırız.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM CHP Grup Toplantısı'nda yaptığı sunuş konuşmasında gündemdeki öne çıkan gelişmeleri değerlendirdi. Ankara'nın başkent oluşunun 103’üncü yıl dönümü ve Amasya maden faciası anmasıyla konuşmasına başlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; Şırnak ve Cizre temaslarından basın özgürlüğüne, çiftçilerin ağır ekonomik sorunlarından yargıdaki liyakatsizliğe, AK Parti'ye geçen belediye başkanlarından milyarlarca liralık fon vurgununa ve toplumsal barışa kadar gündeme ilişkin pek çok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bütün vatandaşlarıma selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Televizyonları başında bizi izleyen değerli yurttaşlarımıza da Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve grubu olarak ayrıca selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz.
103 yıl... 103 yıl… Ankara'nın başkent oluşunun 103’üncü yılı. Rahmetli Malatya Milletvekili İsmet İnönü, 10 Ekim 1923'te bir mazbata, o dönemin ifade-i deyimiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne veriyor ve meclisin ikinci oturumunda Ankara'nın başkent oluşu kabul ediliyor. Hepimize hayırlı uğurlu olsun. Ankara'mızla gurur duyuyoruz. Ankaralılarla da gurur duyuyoruz. Başkenti başkent yapan, başkentin kalkınmasına, büyümesine katkısı olan herkese selamlarımızı, saygılarımızı sunuyoruz. Hayatta olmayanlara da Allah'tan rahmet diliyoruz.
Maden faciası, Amasya faciasının da yıldönümü. 43 madencimiz hayatını kaybetti. O acıyı biliyorum. Acıyı ailelerle paylaştım. Aileleri ziyaret ettim. Onlarla zaman zaman bir araya geldim. Tabii, Allah bu tür facialara yol açmasın, izin vermesin. En büyük dileğimiz odur zaten. Ama sonuçta bu facialara yol açanlar büyük ölçüde o işin uzmanları olması gerekirken, uzman değil de başkalarının aldıkları önlemler sonucu maalesef bu tür kazalar oluyor ve insanlarımız gereksiz yere hayatını kaybediyor. Umarız bir daha bu tür acıları yaşamayız.
“CİZRE, TÜRKİYE'NİN AYDINLIK YÜZÜ VE LOJİSTİK ÜSSÜ OLACAK”
Efendim, geçen hafta Şırnak'taydım. İdil'e ve Cizre'ye gittik. Halkın çözüm süreciyle ilgili olarak duyarlılığı var ama endişeleri de var. "İnşallah bozulmaz." diyorlar. "İnşallah çözüm süreci başarıya ulaşır." diyorlar. Onlara şunu söyledim: Bu olayın bitmesi için Cumhuriyet Halk Partisi olarak ta öteden beri katkı verdik, mücadele ettik, adres gösterdik. Bu sorunun çözülmesi lazım. Sorunun çözülmesi için Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçmişte de katkı verdik, bugün de katkı veriyoruz. Bir an önce bu sorun çözülsün ve Türkiye huzura kavuşsun, bölge huzura kavuşsun. Bölgenin arzu ettiği en temel beklenti bu. Biz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz. Özgürce yaşamak istiyoruz. Aynı ülkenin vatandaşlarıyız. Birlikte olmalıyız. Birlikte mücadele etmeliyiz. Kıvançta ve tasada beraber olmalıyız. Dolayısıyla ayrımcılığa yer yok. Teröre de yer olmasın ve hep beraber bu ülkede birlikte huzur içinde yaşayalım. Biz bugün de gelecekte de bu ülkenin hayrı için, bu ülkenin barışı için ne gerekiyorsa onu yapacağız. Cumhuriyet Halk Partisi'nin kalbi Doğu’da, Güneydoğu’da atıyor. Bunu bilmenizi isterim. Cizre Sanayi ve Ticaret Odası'nı da ziyaret ettik.
Cizre tabii tarihi bağrında taşıyan, bağrında yaşayan önemli bir ilçemiz. Bir lojistik üssü olması gereken bir ilçemiz. Bu ilçenin sınırları içinde hemen sınır kapısından günde 1.400’ü aşkın tır, ticari araç Türkiye'yi terk ediyor, Irak'a gidiyor. Öbür taraftan da 1.400’ü aşkın araç Türkiye'ye geliyor. Dolayısıyla bu 2.800 aracın bir gün içinde gidip gelmesi Cizre'ye ayrı bir önem atfediyor. Biz Cizre'nin bu bağlamda büyümesini, Cizre'nin bir lojistik üs olmasını istiyoruz. Habur sınırından Irak'a gidenler ve gelenler bizim açımızdan da son derece önemli. Ekonomik açıdan, sosyal açıdan, politik açıdan bütün bu önemi korumak ve büyütmek zorundayız.
Ve lojistik üs olması için de başkan, Sayın Başkan dedi ki, Sayın Ömer Faruk Yıldırım, “Biz, OSTİM Teknik Üniversitesi'yle de bir işbirliği yapıyoruz." diye. OSTİM Teknik Üniversitesi'ni biliyorum. Başarılı bir rektörü var. İnşallah bu işbirliğini sonlandırırlar. Daha doğrusu yani hedefi gerçekleştirirler ve dolayısıyla Cizre Organize Sanayi Bölgesi, Cizre'nin kendisi, Ticaret ve Sanayi Odası beklentileri karşılamış olur. Organize Sanayi Bölgesi'nde bazı firmaların kapandığını da söyledim. Doğal gazın olmadığını, doğal gaz boru hattı oradan geçmesine karşın doğal gazın organize sanayi bölgesine henüz ulaşmadığını ifade ettim. Buradan ilgili kamu kuruluşu yetkililerine ve Sayın Bakan'a da seslenmek isterim. Lütfen Cizre'nin organize sanayi bölgesine doğal gaz hattını çekiniz ve orayı büyütünüz. Orası Türkiye'nin aydınlık yüzü olacak. Orası Türkiye'nin lojistik üssü olacak. Orası istihdam yaratacak. Dolayısıyla bunu kaçırmamak gerekiyor. Nusaybin Sınır Kapısı 14 yıldır kapalı, 14 yıldır. Bekliyorlar. Sınır kapısının açılmasını istiyorlar. Çünkü bu sınır kapısı Mardin, Cizre, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Batman için son derece önemli. Onu da ifade etmek isterim.
Bu arada değerli arkadaşlarım, ziyaretim sırasında dışarı çıktığımda, evden dışarı çıktığımda küçük bir kız çocuğu geldi. Biraz heyecanlanarak "Biz okula gitmek istiyoruz." dedi. "Ben okula gitmek istiyorum." dedi. "Okula gitmek istiyorum ama köy yolları çok kötü." dedi. "Bu köy yolları lütfen söyleyin. Ben okumak istiyorum." dedi. Bu kızın talebini hem Millî Eğitim Bakanlığına hem yolları yapacak olan bakana iletmek istiyorum. Nereden? Sizin huzurunuzda. O kızın talebi mutlaka ama mutlaka yerine gelmeli. O kız okumak istiyor, okumak istiyor. Türkiye'nin geleceğinde söz sahibi olmak istiyor. Okumak isteyen bir kız varsa elinden tutmak ve onun sorunlarını mutlaka çözmek gerekiyor.
“ARTIK TAYFUN KAHRAMAN'I SERBEST BIRAKIN”
Efendim hepiniz tanığısınız, en sert ve en haksız eleştirilere medyada muhatap olan kişi benim. Bunları biliyorum. Söylüyorlar; bazıları gerçek dışı, bazıları şöyle veya biraz olayı biraz büyütmek, olayı biraz kaşımak ister. Biraz üstüne bir şeyler ilave ederek haber yapmak ister. Ama ne olursa olsun hiçbir gazetecinin tutuklanmasını istemedim. Bugüne kadar ağzımdan “gazeteci tutuklansın” diye bir cümle de çıkmadı. Gazeteciler bir ülkenin haber alması için, vatandaşların haber alması için günün yirmi dört saati çalışan kişilerdir. Hepsine illa doğruyu yapıyor, doğru haber veriyor diye bir iddiamız da yok. Ama doğru haber yapmayanı medyanın kendi içindeki aktörleri onun dışına çıkar, yani medyanın dışına çıkarabilmeli, bunu yapabilmeli. Eğer bunun dışına çıkaramıyorsa medyada saygınlığını kaybediyor. Medyanın büyük ölçüde saygınlığını kaybettiğinin de farkındayım. Medyanın doğru haber vermediği için, halkı yanılttığı için ben bunun da farkındayım ve güven kaybediyor böylece, ben bunun da farkındayım. Ama ne olursa olsun hiçbir gazeteci tutuklanmamalı. Ev hapsi bunlar için geçerli olmamalı. Eğer gazeteci tutuklanıyorsa orada demokrasi yara alıyor demektir. Bu arada 8 Ekim 2026 tarihli Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğinin bir yazısı var Tayfun Kahraman'la ilgili. Artık Tayfun Kahraman'ı serbest bırakın yahu. Artık vicdan var ya, akıl var ya, hukuk var ya, adalet var ya, insanlık var! Yani çıkması lazım.
“GEÇEN YIL KİLOSU 50 LİRAYA ALICI BULAN ZEYTİN ŞİMDİ 18 LİRADAN ALICI BULAMIYOR”
Sadece hapsi olanlar mı? Hayır. Ev hapsine alınanlar mı? Hayır. Türkiye bir sorunlar yumağı şeklinde günlük yaşıyor. Halkımız böyle acıları günlük yaşıyor. Üreten bir çiftçiyi düşünün. Sabah erkenden kalkar, tarlasına gider. Zeytin üreticisi ağaçlara bakar, ürüne bakar. Onlar eğer ürün fazlaysa onlara çocukları, evlatları gibi bakar ve oradan büyük bir zevk alır. Dolayısıyla tarım bizim ana aktörlerimizden, lojistik güçlü alanlarımızdan birisidir. Orada üretenlerin lojistik yollarıyla bütün dünyaya gönderilmesi, servis edilmesi, satılması da bizim açımızdan büyük önem taşımaktadır. Narenciye üreticisi, zeytin üreticisi, çeltik üreticisi büyük sıkıntılarla karşı karşıyadır. Geçen yıl kilosu 50 liraya alıcı bulan zeytin şimdi 18 liradan alıcı bulamıyor. 50 geçen yıl, bu sene 18 lira ve alıcı bulamıyor. Dün Manisa'da, Zeytinliova'da, Ballıca'da, Erdelli’de ve civar bölgelerde üreticiler toplamamaya karar verdiler ve protesto ettiler.
Değerli arkadaşlarım, eğer çiftçiyi desteklemezseniz biz beslenemeyiz. Dışarıdan getiririz bütün ürünümüzü. Dışarıdan gelmek elin oğlunu zenginleştirmek demektir. Bizim insanımızı niye varlıklı kılmıyorsunuz? Niye alın terini ve hakkını teslim etmiyorsunuz? Narenciye üreticisi. Mersin'e gidin, Adana'ya gidin. Aynı sıkıntılar var. Bakınız, Ziraat Odaları Birliği'nin Eylül araştırma raporundan bir bölümü okuyorum size: Limonun kilosu üreticide 7 lira, markette 51 lira. Allah aşkına bunu hangi vicdan, bunu hangi vicdan kabul eder? 7 liraya üreticide ama markete gittiğiniz zaman 51 lira. Bu olmaz ve doğru değil.
Bafra'da çeltik üreticileri 3 Ekim'de yaklaşık 600 traktör ve biçerdöverle eylem yaptılar. Toprak Mahsulleri Ofisi'nden alım fiyatının bir an önce hasat bitmeden açıklanmasını istediler. Beklentileri kilogram başına en az 55 lira olsun.
“YASAYA GÖRE ÇİFTÇİYE 630 MİLYAR LİRA DESTEK VERİLMESİ GEREKİRKEN VERDİKLERİ PARA 168 MİLYAR LİRA!”
Değerli arkadaşlarım, tarım bizim için önemli. Türkiye için önemli, insanımız için önemli. Tarım için özel bir yasa çıktı, adı Tarım Kanunu. Tarım Kanunu'na her türlü desteği vermemiz gerekiyor. Tarıma dünyada destek vermeyen hiçbir ülke yoktur. Bizim de özel bir yasamız var ve bu yasanın gereklerinin yapılması lazım. Şimdi Tarım Kanunu'nun 21. maddesinin bir bölümünü okuyorum arkadaşlar: Tarımsal desteklemenin finansmanı, yani tarıma destek vereceğiz de nereden finanse edeceğiz bunu? Kanun diyor ki: "Bütçeden ayrılacak kaynak gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inden az olamaz." Yani tarıma yapılacak destek gayrisafi milli hasılanın yüzde birinden az olamaz. Peki gayrisafi milli hasılamız ne? Yüzde1’i 630 milyar lira. Yani kanuna göre çiftçilere, tarıma 630 milyar lira bir yıl içinde destek vermek gerekiyor. Peki verdiğimiz destek ne kadar? 168 milyar lira. Neredeyse beşte altıda biri. Yani yasa uygulanmıyor. Ziraat Odaları Birliği Başkanı'ndan rica ediyorum. Lütfen çiftçileri örgütleyin, kanuni hakkınızı isteyin, Cumhuriyet Halk Partisi da kapı gibi arkanızda dursun. Önce siz hakkınızı isteyin, önce hakkınızı isteyin. Yasaya göre 630 milyar lira destek verilmesi gerekirken verdikleri para 168 milyar lira. Olmaz, olmaz. Buna razı olmayın. Ben çiftçi olmadığım halde razı değilim. Siz çiftçisiniz, siz de razı olmayın kardeşim. Niye razı oluyorsunuz? Niye boynunuzu uzatıyorsunuz? Yürekli olun biraz, cesur olun biraz. Hakkınızı isteyin biraz. "Ben yasal hakkımı istiyorum." deyin. Çiftçi kardeşim, "Yasal hakkımı istiyorum." deyin. Diyorlar ya, "Ağlamayan bebeğe mama verilmez." Ya kanun var. Kapı gibi kanun var. Kanuni hakkını isteyeceksin. Başka bir şey istemiyorsun. Torpil istemiyorsun. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmiş kanunun gereğini yerine getirin diyorsun. Yapmıyorlarsa hesabını soracaksın. Yapmıyorlarsa gereğini yapacaksın. Bakın, eğer çiftçiler bir noktaya gelmiş, artık üretim yapamıyorsa, o noktaya gelmişse, tarlasını toplayamıyorsa, süremiyorsa, zeytinini toplayamıyorsa, o noktaya gelmişse bir sorun var demektir. Size destek verecek olan partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir, çiftçi kardeşim. Diğerleri gibi değil. Bunu bil çiftçi kardeşim. Sana destek verecek olan, senin hakkını, hukukunu savunacak olan partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Çiftçinin partisidir, alın terinin partisidir Cumhuriyet Halk Partisi. Sen yeter ki hak iste. Hakkını teslim etmek bizim boynumuzun borcu. Bunu yapacağız. Tarlana küsme, toprağına küsme; hakkını ara, ben en önde yürüyeceğim. En önde ben yürüyeceğim sizin hakkınızı teslim etmek için.
“KİRLİ ADAMIN, ŞAİBELİ ADAMIN CHP'DE YERİ YOKTUR”
Evet, arına arına gideceğiz. Türkiye'yi ve siyaseti kirlilikten arındıracağız. Hiç endişeniz olmasın. Kirli adamın, kirli adamın, şaibeli adamın CHP'de yeri yoktur, CHP'de yeri yoktur.
Bir dramdan daha söz edeyim. Amasya Şeker Fabrikası. 70 bin ortaklı, 70 bin üreticinin fabrikası. Amasya, Samsun, Tokat ve Çorum'a hizmet veriyor. O bölgelerin kalkınmasına da katkıda bulunuyor. 1954 yılında rahmetli Menderes burayı açmış. O tarihten bu yana çalışıyor, üretiyor ve kazanıyor. Ama bunların ekonomi politikaları yüzünden sıkıntıya girdi., fabrika kapanmak üzere. Bakınız, yıllık 80 bin ton şeker kotası var bunun. Yıllık 80 bin ton. 18 milyon litre etanol üretme kapasitesi var. Küspe kurutma tesisleri var, yaklaşık 180 bin ton yaş küspe ve 35 bin ton melas üretimi var. Hayvancılığın da en önemli desteği. Ama burası bir kooperatif olduğu için, halkın örgütlediği bir fabrika olduğu için şimdi kapanmakla karşı karşıya. Şimdi Sayın Grup Başkanımız Faik Bey size sesleniyorum. Bir grup arkadaşımızı derhal görevlendirin. Amasya'ya gitsinler. Fabrikayı gezsinler. Oradaki olayları yerinde incelesinler. Ve bir de ilgili Bakan kimse, bu işin sorumlusu kimse; uzun yıllardır bölgeye hizmet veren bir fabrika kapanamaz, o fabrikanın kapanması az önce saydığım dört ile negatif yansır, biz görevimizi yapalım, olayı yerinde tespit edelim, iyi niyetlerle götürelim, çözerlerse kendilerine teşekkür edelim. Çözmezlerse ne gerekiyorsa hepsini yapalım, ne gerekiyorsa, ne gerekiyorsa!
“BİRİLERİNİN TALEBİYLE GİDİP DE HÂKİMLİK KOLTUĞUNA OTURURSAN BAĞIMSIZ KARAR VEREMEZSİN”
Hepimizin adalete ihtiyacı var. Ne diyoruz? Hak, hukuk, adalet diyoruz. Adalete ihtiyacımız var. Dünyanın temelidir adalet. Adalet bir kutup yıldızı gibidir; yerinde sabit durur, bütün kâinat onun etrafında döner. Adalet budur. Adaleti savunmak zorundayız. Adaleti tecelli ettirecek ise yargıçlardır, yani hâkimlerdir. Hâkimin bağımsız olması lazım. Vicdani kanaati çok önemlidir hâkimin, yargıcın. Vicdani kanaati çok önemlidir. “Kanuna ve vicdani kanaatine göre karar verir” diyor Anayasa hâkim için. Eğer hâkim siyasallaşmışsa onda vicdani kanaat yoktur artık. Kanun da yoktur artık. Şimdi geçenlerde 2 Nolu Baro Başkanı Gökhan Ağdemir, bir televizyon kanalında aynen şu açıklamayı yapıyor: "Biz baro olarak meslektaşlarımıza isteği ne yöndeyse yardımcı olmaya gayret gösteriyoruz." Güzel, bir şey yok burada. "İki senelik çalışma dönemimizde 70 baro üyesi avukat arkadaşımızı hâkim, savcı yaptık. Bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık ayrıcalık tanıdı."
Şimdi değerli arkadaşlarım, bir hâkim birisinin torpiliyle giriyorsa ve hâkim oluyorsa o hâkim vicdani kanaatini mi dinleyecek yoksa kendisine torpil yapan adamın talebini mi yerine getirecek? En büyük sorunumuz adalet. En büyük sorunumuz. Bütün yargıçlara sesleniyorum, bütün yargıçlara. Öteden beri söyledim. Sabahın köründe belediye başkanlarının evleri basılmaz. Telefon edersiniz, gelir kardeşim. Buna siz cesaret veriyorsunuz. Yargıçlar cesaret veriyor buna. Savcılar ona cesaret veriyorlar. Beraber karar alıyorlar. Olmaz. Davet edersin, gereğini yap dersin. Gereğini yaparsın sen, kimse buna bir şey demez. Kimse neden soruşturuyorsun diye bir soru sorulmaz; yeter ki adaletli ol, yeter ki vicdan sahibi ol, yeter ki doğru karar ver. E şimdi birilerinin talebiyle gidip de hâkimlik koltuğuna ya da kürsüsüne oturursan sen artık bağımsız karar alamazsın, bağımsız karar veremezsin. Birilerinin talebiyle oraya geldin; hukuka, hakka hizmet etmezsin, seni oraya getiren adama hizmet edersin. Bunun adı da hukuk değildir, adalet değildir. Herkesin bunu çok iyi bilmesi lazım.
“TÜRKİYE, DÜNYA ADALET PROJESİ HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ENDEKSİNDE 143 ÜLKE ARASINDA 118'İNCİ SIRADA”
Bütün anketlerde - Halkımızın da sağduyusuna gerçekten güveniyorum. Halkımızın güçlü bir sağduyusu var. Bazen böyle siyaseti ya da hukuku ya da adaleti izlemiyorlar gibi zaman zaman kendi aramızda "Ya halk bunları dinlemiyor." diyor ama halkın güçlü bir sağduyusu var. Sessiz ama kararlı. Yerinde kararını, gözlemini verir - "Adalete olan güven nedir?" diye sormuşlar. Adalete olan güven yüzde 20, yüzde 30 bandında. Yani bu ülkenin insanı da adalete güvenmiyor. Torpille hâkim tayin edersen, torpille savcı tayin edersen o da diyor ki "Ben bu adalete güvenmiyorum." diyor. Bir de Dünya Adalet Projesi Hukukun Üstünlüğü Endeksi var. O endekste de Türkiye 143 ülke arasında 118'inci sırada. Bu kimin ayıbıdır? Devleti yönetenlerin ayıbıdır., iktidarın ayıbıdır, Sarayın ayıbıdır. Herkesin bunu çok net bilmesi gerekir. Adalet istiyorsan hakkı olan o kürsüyü teslim edeceksin, torpille değil. Eğer "Benim dediğim olsun, adalet benim dediğim olur ve hâkim de benim dediğimi hayata geçirir." diyorsan orada adalet yoktur, o mahkeme de mahkeme değildir. Kimse kusura bakmasın. Biz adalet konusundaki mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
“NAMUSLU BİR BELEDİYE BAŞKANI SEÇMENİNE İHANET ETMEZ”
Değerli arkadaşlarım, AK Parti'ye transfer olan belediye başkanları... Bir sefer bu belediye başkanlarının nasıl tayin edildiğini ya da atandığını ya da seçildiğini bilmiyorum. Ama yapay zekâya da bir hakaret etmek istemiyorum yani. Yapay zekâya iftira etme gibi bir hakkımız da yok zaten. Ama kardeşim, CHP'den seçiliyor bu kişi. Cumhuriyet Halk Partililerin oyunu alıyor bu kişi. Nasıl oluyor da birdenbire öbür tarafa transfer oluyor? Nasıl oluyor da birdenbire düne kadar aman bir sürü laf ettiği, "Aman bunlara oy vermeyin." diye kapı kapı gezen, sokak sokak gezen, cadde cadde gezen bir belediye başkanı bir gecede nasıl oluyor da öbür tarafa transfer oluyor? Nasıl oluyor? İki şey oluyor. Bir, ya malı götürmüş, sığınacak bir yer arıyor. "Derhal buraya gel." diyorlar. İlk. Gayet açık, gayet net söylüyorum. Gayet açık, gayet net söylüyorum. İki, daha henüz malı götürmemiş ama götürmek istiyor, çalmak istiyor. "E, ben," diyor, "CHP'nin markasıyla durursam gene bana hesap soracaklar. En iyisi ben oraya gideyim. Hırsızlıkta sınır yok. Malı götürmede sınır yok. İstediğin kadar çalarsın, çırparsın. Bir de iktidar senin sırtını sıvazlar." Öyle. Bu belediye başkanlarında bir ar damarı sorunu var arkadaşlar, ahlak sorunu var. Bakın çok açık, çok net söylüyorum. Halkın oyunu alacaksın, CHP'nin oyunu alacaksın, hırsızlık yapacaksın, koşa koşa öbür tarafa gideceksin. "Ben hırsızlık yaptım. Ben de sizin gibiyim. Bana dokunmayın. Geldim aranıza." diyor. Olmaz, olmaz, olmaz, olmaz! Namuslu bir belediye başkanı, ahlaklı bir belediye başkanı seçmenine ihanet etmez. Namuslu bir belediye başkanı seçmenine ihanet etmez, sen seçmenine ihanet ediyorsun!
“YOLSUZLUK, HIRSIZLIK YAPAN BELEDİYE BAŞKANLARININ SIĞINACAĞI TEK LİMAN AK PARTİ GENEL MERKEZİDİR”
Yolsuzluk yapıyor, malı götürüyor, sığınacak bir yer buluyor. Orada sırtı sıvazlanıyor. "Bravo," diyor, "sen de aramıza geldin." diyor. Sanıyorlar ki o gidince bütün CHP'liler oraya gidecek. Hayır kardeşim, sen malı götürdüğün, kendini, aileni güvence altına aldığın için oradasın. Ama oy veren CHP seçmeni asla senin arkandan gitmeyecek. Onlar bu gerçekleri bilecekler. Bu gerçekleri biliyorlar. Hırsız belediye başkanlarının, çok açık net söylüyorum, yolsuzluk yapan belediye başkanlarının, hırsızlık yapan belediye başkanlarının sığınacağı tek liman AK Parti Genel Merkezidir.
Biz her şeyi açık ve net konuşuruz. Şimdi bu gidenlerin törenleri oluyor, rozet törenleri oluyor. O törenlere baktığınızda böyle esir alınmış, çalınmış bir yüz görüyorsunuz orada. Esir alınmış, çaresiz bir yüz görüyorsunuz orada. "Götürdüm ama ya tek- bu tek burayı da içim elvermiyor ama ne yapayım? Başka çaresi yok. Ben buraya geleceğim." diye. Veya büyük bir günah işlemiş de onun mahcubiyetini taşıyormuş gibi bir hava var. Bizim...
“CHP'Lİ BELEDİYE BAŞKANLARI İÇİN 7 İLKE”
Bizim Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları ne yapacak? Buradan çok açık ve net söylüyorum. 26 Temmuz 2019'da belediye başkanları toplantısında 7 ilkeden söz ettim ve dedim ki "Bütün belediye başkanları, yani CHP'li belediye başkanları bu 7 ilkeye kesinlikle uyacaklar. Bunları alacaksınız, odanıza asacaksınız tablo halinde ve ayda bir kez okuyacaksınız." Şimdi bu 7 ilkeyi milletimin önünde yeniden okuyorum.
1) Yönettiğiniz belediyede hemşehrilerinizi inançları, kimlikleri ya da yaşam tarzları nedeniyle ötekileştirmeyeceksiniz. Tüm vatandaşları kucaklayacaksınız. Kimseye, hiç kimse, kimliği, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun "Sen benim vatandaşımdır." diyeceksin.
2) Hizmeti belli kişi, zümre, akraba ya da yandaşlar için değil, halk için üreteceksiniz. Sizi bulunduğunuz makama taşıyan belde halkı olduğunu asla unutmayacaksınız. O halk seni oraya getirdi, unutmayacaksın.
3) Fakir mahallelere pozitif ayrımcılık yapın. Yatırımlarınıza bu mahallelere öncelik veriniz. Hizmet programınıza özellikle engelli, dezavantajlı gruplar ve kadınlar lehine irade ortaya koyunuz. Söylüyoruz, ne kadar güzel. Bunu yapacaksın.
4) Yoksullara yardım yaparken insan onurunu koruyunuz. Kişinin ya da ailenin yoksulluğunu asla teşhir etmeyiniz. Halkçılığın temel ilkelerinden olan "Sağ elin verdiğini sol el görmeyecek." anlayışına uygun davranınız.
5) Harcamalarınızı ve yatırımlarınızı mali disiplin içinde planlayınız. Harcadığınız her kuruşun hesabını millete veriniz. Bütçe kullanımlarınızla ilgili belli aralıklarla belde sakinlerini ve kamuoyunu bilgilendiriniz. Bu aynı zamanda israfla mücadele demektir. Hiç kimse unutmasın; kul hakkı, halkçılığın temel ilkelerinden biridir.
6) Yönetici atamalarında liyakat esasına mutlaka uyunuz. Partizanca uygulamalardan kesinlikle kaçınınız. Halkçılığın bir diğer temel ilkesi olan "İşi ehline verme." kuralını her atamada göz önünde bulundurunuz. Kamu yararına uygun olması şartıyla sizden önce başlatılmış projeleri sürdürünüz. Halkçılık, temel ilke budur.
7) Belediyeleri adaletle yönetiniz. Hakkı, hukuku ve adaleti her ortamda savununuz ve gereğini yapınız. Belediye çalışanlarının özlük haklarını eksiksiz koruyunuz. Kimsenin işiyle ve aşıyla uğraşmayınız. Böylece size oy vermeyenlerin dahi size saygı duymasını sağlayınız.
7 maddemiz bu. Buradan bütün CHP'li belediye başkanı arkadaşlarıma söylüyorum. Bu 7 ilkeye uyuyorsanız, gereğini yapıyorsanız başımızın üstünde yeriniz var. 7 ilkeye uymuyorsanız, ben istediğim gibi davranıyorum diyorsanız bu çatının altında size yer yok; gideceğiniz yer belli, o da AK Parti Genel Merkezi. Bunu söylüyorum, çok açık ve net söylüyorum.
Biz ancak motorları maviliklere böyle süreriz. Başka türlü olmaz. Ahlaki değerlerimizle olacak bu. Ahlaki değerlerimizle götüreceğiz.
“FON VURGUNUNU TBMM’NİN ARAŞTIRMASINI REDDEDİYORSAN, KUSURA BAKMA ORTAĞISIN”
Değerli arkadaşlarım, devletin kurumlarında siyasetçi ile bürokratın nasıl bir soygun yaptığını, yani fon soygununu günlerdir tartışıyoruz. Kamuoyu tartışıyor, biz tartışıyoruz, kahvelerde tartışılıyor. Her yerde bir şekliyle bu konuşuluyor. Ama devlet bürokrasisiyle siyasetçilerin el ele verip devleti, vatandaşı soydukları bir ortama ilk kez tanık oluyoruz. Onun için buna “devlet krizi” dedik. Devletin bürokratıyla hırsız siyasetçi yan yana gelince ikisi beraber çalıyorlar. İkisi beraber götürüyorlar. Olmaz, olmaz. Şimdi efendim, fon vurgunu diyoruz, Mecliste araştıralım diyoruz, araştırma önergesi veriyoruz. Ya bu Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuyu araştırmayacak da neyi araştıracak Allah aşkına söyler misiniz? 600 milletvekili buna bakmayacak da neye bakacaklar bunlar? 600 milletvekili her ay aylık alıyor. Dünyanın parasını ödüyoruz. E bu olaya, bu hırsızlık olayına, bu vurgun olayına Türkiye Büyük Millet Meclisi bakmayacak da kim bakacak buna? Reddediyorlar. Olmaz, reddediyorsan ortağısın, kimse kusura bakmasın, reddediyorsan ortağısın! Her şey açık açık olmalı, milletin gözü önünde olmalı.
Kimse efendim bizim haberimiz yoktu demesin. Devlet krizi derken onu kastediyorum. Efendim benim haberim yoktu. Yok, ben duymadım. Hayır efendim. Herkesin, devlette bu işi yapan herkesin haberi vardı. Örnek: Maliye Bakanı haberi var mıydı? Haberi vardı. Kendisi söylüyor zaten. Sermaye Piyasası Kurulu haberi var mıydı? Evet, haberi vardı. Yazı gitti, resmi yazı gitti. Yabancıların, uluslararası endeks sağlayıcıların haberi var mıydı? Evet, onların da haberi vardı. Zaten onlar açıkladılar; sizi ikinci lige alırız, bak sizde olaylar oluyor, yolsuzluklar oluyor diye uyardılar. Borsa İstanbul'un haberi var mıydı? E haberi vardı. Takasbank'ın haberi var mıydı? Evet, haberi vardı. Finansal İstikrar Komitesi'nin haberi var mıydı? Evet, onların da haberi vardı; toplandılar, Sermaye Piyasası Kuruluna yazı yazdılar. Vurguncuların haberi var mıydı? E elbette onların zaten derinden haberleri var, onların derinden haberleri var. Onun için bunun bir suç örgütü olarak kabul edilmesi ve savcılığın olaya böyle bakması lazım. Bir suç örgütü eğer kabul etmezseniz bu hırsızlara avantaj sağlıyorsunuz demektir. Onları koruyorsunuz demektir. Bunun da Cumhuriyet Halk Partisi olarak takipçisi olacağız. Hiç kimse endişe etmesin.
“LİSTELERİ AÇIKLAMAZSANIZ SİZ DE BU İŞİN İÇİNDESİNİZ”
Söyledik. Suçlu bürokratları derhal görevden alın, derhal! Bu bürokratların ne işi var orada? Siyasetçiyle kol kola gezeceksin de devleti soymak için. Alacaksınız bunu görevden. Gerçeklerin ortaya çıkması için şu listeleri bir açıklayın diyoruz ya. Niye gizliyorsunuz listeleri? Ben değil, siz açıklayın. Açıklayın, prim yapın. Açıklayın, deyin ki bakın yolsuzluk yapanların, vurgun yapanların listesini açıklıyoruz. Biz bu işin içinde yokuz iktidar olarak deyin. Açıklamazsanız siz de bu işin içindesiniz.
Bir soru daha sorayım ben. Bu meşhur dört dörtlük soygun, vurgun yapan birisi vardı ya. Fatma Betül Sayan Kaya. Şimdi o şüpheli sıfatıyla mı ifade verdi yoksa ifade sahibi olarak mı bu işi yaptı? Onu da bilmiyoruz. Eğer şüpheliyse ona da bir bakalım. Neden ötürü bu ifade verdi?
“BU VURGUNUN FATURASINI MİLLETİN SIRTINDAN ALAYIM DA MAĞDURA ÖDEYEYİM DERSENİZ DÜNYAYI SİZİN BAŞINIZA YIKARIZ!”
Şimdi şunu da çok açık net söylüyorum. Bu yolsuzluğun faturasını, bu vurgunun faturasını, bu milyarlarca lirayı milletin sırtından alayım da mağdura ödeyeyim derseniz dünyayı sizin başınıza yıkarız! Bunu açık ve net söylüyorum. Milletin beş kuruşuna, beş kuruşuna sahip çıkacağız. Vurguncunun parasını siz kendiniz ödeyeceksiniz kardeşim, kendiniz ödeyeceksiniz!
“SİLAHLARIN SUSMASI BARIŞ İÇİN YETERLİ DEĞİLDİR, HUKUKUN KONUŞMAYA BAŞLAMASI LAZIM”
Değerli arkadaşlarım, kış ayları geldi. Biz artık bir barışın olmasını istiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz ve huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bir barış sürecini, bir çözüm sürecini yaşadık. Başlangıcı gayet güzel gitti. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz barışı her yerde, her ortamda savunduk. Bu bizim görevimiz zaten savunmak. Birlikte yaşamak. Doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde; bu toprakların sahibi kimse, bu topraklara alın teri döken kimse, kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun beraber yaşamak istiyoruz, barış içinde yaşamak istiyoruz, huzur içinde yaşamak istiyoruz. O nedenle biz parlamentoda destek verdik. Sonunda bizim dediğimize geldiler, çözümün adresinin parlamento olduğunu kabul ettiler. Çözmek istiyoruz ve bunun bir an önce çözülmesi lazım. Eğer bir yerde tıkanıklık varsa, bizim üstümüze düşen bir görev varsa biz o tıkanıklığı kaldırmaya da hazırız.
Önemli olan bu ülkeye huzurun, bu ülkeye barışın gelmesi. Şırnak'ta gördüm bunu, Cizre'de gördüm bunu, Silopi'de gördüm bunu, Diyarbakır'da gördüm bunu. Bu böyledir. Huzuru istiyoruz, barışı istiyoruz, beraber yaşamak istiyoruz. Dolayısıyla elimizi çabuk tutmak zorundayız, birlikte. Yeni görüntüler ortaya çıkıyor, silahlar teslim ediliyor. Bu bir vatandaş olarak, bir partinin genel başkanı değil, bir vatandaş olarak, sıradan bir vatandaş olarak beni memnun ediyor. Yeter ki Türkiye artık bu zincirleri koparsın. Türkiye Orta Doğu'da ciddi bir güç olacak. Türkiye Balkanlar'da ciddi bir güç olacak. Türkiye Türk cumhuriyetlerinde ciddi bir güç olacak. Türkiye kendi sorunlarını çözdüğü zaman ancak bu gücü yakalayabilir. Ama kendi sorunlarıyla boğuşursa sadece Türkiye olarak kalırız. Biz bunu kabul etmiyoruz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Biz ekonomik olarak büyümek, kültürel olarak büyümek, sosyal olarak büyümek, dünyada söz sahibi olmak istiyoruz. Bizim hedefimiz bu. Biz bunu yapmak istiyoruz. Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk cumhuriyetleriyle ilgili söyledikleri hafızamızın bir yerinde taptaze olarak duruyor. Biz, biz güçlü bir devletiz. Cumhuriyet Halk Partisi güçlü bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi bölünmek istendi, Cumhuriyet Halk Partisi yetkilileri hapse atıldı, genel başkanlar hapse atıldı. Ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak küllerinden doğan bir partiyiz; anka kuşuyuz diyoruz biz, anka kuşu.
Silahların susması barış için yeterli değildir. Hukukun konuşmaya başlaması lazım. Vatandaşın kendisini eşit hissetmesi lazım. Meclisin sorumluluk üstlenmesi lazım. Hiç kimsenin dilinden, kimliğinden, inancından ötürü dışlanmaması lazım. Devletin güvenliğiyle vatandaşın özgürlüğü birbirine düşman değildir. Tam tersine birbirinin güvencesidir bu. Bu süreci siyasi hesaplara kurban etmeden, muhalefeti dışlamadan, Meclisi devre dışı bırakmadan sorunun akılcı politikalarla çözülmesi lazım. Yeni acılara değil, yeni sevinçlere ihtiyacımız var. Kucaklaşmaya ihtiyacımız var.
AZERBAYCAN'A SESLENİYORUM: “KADINLARI ÖZGÜR BIRAKIN, İSTEDİĞİ KIYAFETİ SEÇSİN”
Bu arada Azerbaycanlı kardeşlerime de seslenmek isterim. Siz bizim özümüzsünüz. Sizin sevinciniz bizim sevincimiz. Sizin acınız bizim de acımız. Başörtüsü olayları oluyor ve izliyoruz. Gazetelere yansıyor. Sevgili Azerbaycanlı kardeşlerim, bu acıyı biz yaşadık. Bu acının bitmesi lazım. Kadınların başı açık, başı kapalı diye ayrılması doğru değil. İsteyen başını açar, isteyen başını kapatır. Türkiye burada çok ağır bir sınavdan geçti. Bizim de burada sorumluluğumuz oldu. Bakın bu sorumluluğu üstlenen bir kişi olarak Azerbaycan'a sesleniyorum. Kadınları bırakın, özgür bırakın kadınları, istediği kıyafetini seçsin. Başörtülü bir kızın üniversiteye alınmaması ne demektir? Üniversiteye gitmeli, dünyayı görmeli, dünyayı öğrenmeli, bakmalı, çevreye bakmalı. O bir sanatçı olacak belki. Belki bir yazar olacak. Belki bir mühendis olacak. Dolayısıyla biz artık kadınların kılık kıyafeti üzerinden siyaset yapmayalım. Bunu, bu acıları yaşamış ve bu konuda sorumluluğu olan bir partinin genel başkanı olarak söylüyorum. Lütfen ayrışma yapmayın. Kadınların başımızın üstünde yeri vardır. Kadınlarla ilgili bırakın onlar üniversiteye gitsinler. Öğretmenleri olsun; başı açık, başı kapalı hiç önemli değil. Laikliğin güvencesi kadının başörtüsü değildir. Laikliğin güvencesi demokrasidir, demokrasi. Laikliğin güvencesi insan haklarıdır, insan hakları. Laikliğin güvencesi herkesin inancına saygı duymaktır. Herkesin inancına, herkesin yaşam tarzına saygı duymaktır. Hiç kimseyi inancından ötürü yargılayamayız. Kimin inançlı olup olmadığını sadece Yüce Yaradan bilir. Hiç kimsenin birisinin inancını ölçme hakkı ve yetkisi yoktur. Peygambere verilmeyen bir yetkiyi kimse kullanmamalı, imse kullanmamalı!
Ne dedik? Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir dedik. Cumhuriyet Halk Partisi üretenlerin partisidir dedik, alın teri dökenlerin partisidir dedik. Cumhuriyet Halk Partisi kul hakkını savunanların partisidir dedik. Cumhuriyet Halk Partisi siyaseti zenginleşme aracı olarak görenlerin değil, halka hizmet edenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi her kuruşun hesabını millete veren bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi Batı’ya gittiği zaman emperyal güçlere "Neden bizi yalnız bıraktınız?" diyenlerin partisi değildir. Cumhuriyet Halk Partisi emperyal güçlere karşı mücadele edenlerin partisidir!
Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun.
05.10.2022
24.09.2022
24.09.2022
19.09.2022
19.09.2022
12.09.2022
12.09.2022