Necdet Saraç: Asgari Ücret En Az 45 Bin TL, Emekli Maaşları ise Asgari Ücret Kadar Olmalıdır

27.08.2026

CHP Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, asgari ücretin en az 45 bin TL, emekli maaşlarının ise en az asgari ücret kadar olması gerektiğini kaydederek, "Eğer böyle giderse, 1930'lardan bu yana ilk kez emekli maaşlarının bile verilemeyeceği bir ülkeye dönüşme tehlikesi var. Bu tehlikeyi devleti sosyalleştiren, devleti yeniden kamucu yapan, devleti Cumhuriyet'in kuruluş felsefesindeki değerleriyle yeniden buluşturan bir anlayış ortadan kaldırabilir” dedi.

CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin sorun çözen değil, sorun üreten bir ülkeye dönüştüğünü vurgulayarak, şu ifadelere yer verdi:

“Bunun en son örneğini dün yaşadık. Doruk Maden işçilerinin yaşadığı tabloya bakıyoruz; bir önceki gün de er, gazi ve şehit yakınlarıyla ilgili sorun yaşadık. Doruk Maden işçileri üçüncü kez Ankara'ya geldiler. Geldiklerinin gerekçesi çok net. Diyor ki: 'Ben çalıştığım paranın karşılığını almak istiyorum. Ben çalıştım, kıdem tazminatını hak ettim. Benim maaşımı vermediler.' Bu talep Ankara'da üç ay içinde neredeyse üçüncü kez gündeme geliyor; ilginç bir şey. Buna karşı kim tutuklandı? Bağımsız Maden-İş Başkanıyla örgütlenme sorumlusu tutuklandı.

“HAKKINI İSTEMEK ASLA TAHRİK DEĞİLDİR”

Tutuklanma gerekçesi ne? 'Halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek.' Neye göre kin ve düşmanlığa teşvik ediyor? Hakkını istemek ne zamandan bu yana bu ülkede kin ve düşmanlığa tahrik anlamına geliyor? Böyle sorun üreten ve sorunları sürekli büyüten bir ülke olmayı Türkiye hak etmiyor. Bu anlamıyla da şunu çok net söylemek gerekiyor: Hakkını istemek asla tahrik değildir. Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu gerçekten derhal serbest bırakılmalıdır. Serbest bırakılmaları da yetmez, bu sorun artık çözülmelidir. Bugün emekçileri, emeklileri ve emeklilerin sorunlarını konuşmak için karşınızdayım. Ama bu soruna devlet müdahale ederse belli ki çözecek. Çünkü Bağımsız Maden-İş'in ya da Doruk madencilerinin önemli bir talebi var. Talep ne? Talep, madenin kamulaştırılması. Niye kamulaştırılmasını istiyorlar? Çünkü patron çalıştırdığı işçilerin parasını ödemiyor, kıdem tazminatını ödemiyor. Patron zorunlu ücretsiz izne çıkarıyor. Böyle bir durumda aslında uzun süredir unuttuğumuz bir kavramı Doruk Maden işçileri Türkiye gündemine yeniden taşıdı: Kamulaştırma. Kamulaştırma son derece önemli bir kavram ve Türkiye'de devlet yeniden sosyalleşecekse, yeniden kamu yararına çalışacaksa temel alanlarda gerçekten kamulaştırmayı sağlamak gerekiyor.”

“17 MİLYON EMEKLİNİN YÜZDE 80’İNİN MAAŞI 23 BİN İLE 40 BİN TL ARASINDA”

Emeklilerin durumuna dikkat çeken Saraç, sözlerine şöyle devam etti:

“Yıllar geçiyor. İşte AKP iktidarının 24 yılı geride kaldı. Sorunlar çözülmüyor, tam tersine kangrenleşiyor. Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi de emekliler. Bu ülkede emekliler sanki yoksulluk, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûmlarmış gibi bir muameleyle karşı karşıyalar. Tablo o kadar net ki bu ülkede Sosyal Güvenlik Kurumunun verilerine göre tam 16 milyon 97 bin 274 emekli var. En düşük emekli maaşı 23 bin 552 TL. Keşke en düşük emekli maaşı bu olsa, aslında bu da değil. Enflasyon karşısında yenilmiş bir maaştan bahsediyoruz. Toplam 16 milyon 997 bin, yani 17 milyon emekliyi telaffuz edebiliriz. 17 milyon emeklinin yüzde 80’i ne maaş alıyor biliyor musunuz? 23 bin ile 40 bin lira arasında maaş alıyor. Yani her 10 emekliden 8’i bu maaşa mahkûm ediliyor.

Bu maaşa mahkûm edilen emeklilerin en önemli sorunlarından bir tanesi ne? Yaşamını idame ettirebilmek için 2 milyon 200 bin emekli resmi olarak başka bir işte çalışıyor. Peki, resmi işte çalışanlar dışındaki diğer tablo ne? Verilere baktığımızda yaklaşık 6,5 milyon emeklinin de resmi olmayan, o anlamıyla kayıt dışı çalışma hayatında olduğuna tanıklık ediyoruz. Bu bir hak mıdır? Bu bir hak değildir gerçekten; baktığınızda bu bir zordur. Deniyor ki: 'Olanaklar olsa emeklilerin maaşı artırılabilir, olanaklar olsa daha iyi geçim koşulları sağlanabilir.' Ya bu bir tercih meselesidir! Ben neredeyse her katıldığım toplantıda, televizyon programında, yazdığım yazılarda şunun altını çiziyorum: Nereden bakarsanız sonucu öyle görürsünüz. Yani siz Türkiye'de 17 milyon emeklinin yaklaşık yüzde 80’ine 'Olanak yok, kaynak yok' düzeyinde bakıyorsunuz ve onları yoksulluğa mahkûm ediyorsunuz. Oysa Türkiye gibi zengin bir ülkede —Türkiye çok zengin bir ülke— böyle bir sorunu çok rahat çözebilirsiniz.”

“ÜÇ TARAFI DENİZLERLE ÇEVRİLİ BİR ÜLKEDE İNSANLAR DENİZLE TANIŞAMIYOR”

Ülkedeki yoksulluğa dikkat çeken Saraç, şöyle konuştu:

“Türkiye gibi zengin, coğrafi olarak da zengin, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyi konuşuyoruz. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede emekli tatil yapamıyor. Daha dramatik bir şey: Çeşitli veriler var ama o verilere girmeyip; üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede insanlar denizle tanışamıyor. Oysa sosyal devlet dediğin, kamu devleti dediğin emeklisini denizle tanıştıran devlettir. Böyle bir devlet mümkün mü? Evet, mümkün. Biz bu anlamıyla Cumhuriyet Halk Partisi olarak devletin yeniden Cumhuriyet'in kuruluş felsefesine döndüğünde sosyalleşeceğini; emekliler başta olmak üzere bu ülkede çalışanların tümüne yönelik bir sosyal devletin yeniden inşa edileceğini düşünüyoruz.

Bakış açısını değiştirmeden bu olmaz. Örnek mi? Bakın, en son verilerden bir tanesi... Türkiye Aile Destek Programı kapsamında yayınlanan son veri o kadar çarpıcı ki yoksullukla mücadele kapsamında geçen yıla göre, yani 2025 verilerine göre 2026’nın ilk 7 ayında, ocaktan temmuza kadar sosyal yardım miktarı yüzde 37’lik artışla 285 milyara ulaşmış. Peki Türkiye'de yoksulluk yenildi mi sosyal yardımlardan dolayı? Hayır, yenilmedi; tam tersine derinleşmiş durumda. Emekli maaşları bunun bir kriteri ama diğeri de asgari ücret. Siz asgari ücreti 28 bin lira ilan etseniz de ilan ettiğiniz gün itibarıyla dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip Türkiye'de enflasyondan dolayı o verdiğiniz rakam otomatik olarak düşmeye başlıyor.

İlk 7 ayda oransal olarak hem emekli maaşlarında hem de asgari ücrette ciddi bir gerileme var. Bu anlamıyla da temel kriter şu: Sosyal politikalarda temel kriter yoksulluğu yönetmek değil, yoksulluğu ortadan kaldıran, 'sadaka devleti' yaklaşımını yerle bir eden yeni bir kamucu yaklaşıma ihtiyaç var. Emekliliğin sorunları yeni sorunlar mı? Hayır, yeni sorunlar değil. Bilmeyen var mı? İşin doğrusu bilmeyen yok. Bizi izleyenlerin de önemli bir bölümünün emekli olduğunu söylemek mümkün.”

Saraç, yaşanan sorunları şöyle sıraladı:

“'Kök maaş' denilen garip bir uygulama var ve bu kök maaş işte en son 23 bin lira sınırına kadar geldi ama enflasyon karşısında eziliyor. Emekli maaşları açlık sınırının altında kalmış durumda. Türkiye'de açlık sınırı resmi bir veri olmasa da TÜİK'in, DİSK'in, Kamu-İş'in yayınladığı verilere baktığımızda Türkiye'de ağustos itibarıyla 4 kişilik bir ailede yalnızca beslenme için harcanması gereken para yaklaşık 37 bin lira. Emekli ne alıyor? 23 bin lira alıyor. Kaç emekli alıyor? Her 10 emekliden 8’i bu parayı alıyor. Çalışan emekli sayısı artmış durumda; hem de kayıt dışı çalışanların sayısı artmış durumda. Barınma ve kira sorunu... Bakın, Türkiye'nin en önemli kuruluşlarından bir tanesi TOKİ. TOKİ önemli bir kuruluş. Kuruluş amacı ne? Gelir seviyesi düşük insanlara en ucuz ve en uygun fiyatla ev bulmak. Emeklilerle ilgili barınma sorununun çözülmesinde mutlaka TOKİ'nin devreye girmesi lazım; TOKİ yeniden kuruluş kodlarına dönmeli.

“ŞEHİRLER ARASI OTOBÜS YOLCULUĞU BİLE LÜKS HALE GELDİ”

Gelişmiş kapitalist ülkelerin tümünde, Avrupa başta olmak üzere görüyoruz; kira yardımı sizin gelirinize göre belirlenmelidir. Türkiye'de yer yer kira yardımları yapılıyor mu? Evet, yapılıyor. Ama bu bir devlet politikasına dönüşmeli ve kira yardımı olağan yardımlardan birine dönüşmeli ya da TOKİ asli görevine dönerek bu işi gerçekten gerçekleştirmelidir. Sağlık hizmetlerine erişim ve katkı payları meselesi yirmi üç bin lira maaş alan bir emekli için ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Emeklinin sosyal izolasyonu ve kültürel yaşamdan kopması... Düşünsenize; sinemaya, tiyatroya gidemeyen, dışarıda bir kafede oturup çay, kahve içemeyen bir emekliden bahsediyoruz. Şehirler arası seyahat edemeyen bir emekliden bahsediyoruz ve bunların sayıları üç bin, beş bin, yüz bin değil; milyonlar! Şehirler arası otobüs yolculuğu bile lüks hale geldi. Bu durum ekonomik krizle birleşince düşük maaşlar emeklileri evlerine kapatır duruma getirdi ve burada en tehlikeli kavramlardan biri devreye giriyor: 'Sosyal ölüm.' Çalışmışsınız yirmi beş, otuz yılınızı vermişsiniz; ister özelde ister kamuda... Geçinemiyorsunuz ve eve kapanmış durumdasınız. Bu durum emeklileri sosyal ölümle yüz yüze bırakıyor. Çünkü emeklilik esas itibarıyla kenara çekilme dönemi değildir.”

Saraç, bu konularda CHP’nin altını çizdiği birkaç temel noktadan şöyle söz etti:

“Emekli aylıkları asgari ücretin altında olmayacağı gibi enflasyona göre otomatik ayarlanmalıdır. Ekonomi düzeltilemiyorsa, enflasyon yenilemiyorsa —ki Türkiye dünyadaki en yüksek enflasyona sahip ilk dört-beş ülkeden biri olmaya devam ediyor— emekli aylıklarının hem asgari ücretin altında olmaması hem de enflasyon oranına göre aylık olarak yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Mutfak ve kira enflasyonu Türkiye açısından inanılmaz boyutlarda. Meyve-sebze fiyatlarının yaz dönemi olmasına rağmen bu kadar artması karşısında emeklinin geliri hayat pahalılığına paralel olarak otomatik güncellenmelidir. Evde bakım uygulamaları yaygınlaştırılmalı, aileyi koruyan bakım destek paketleri büyütülmelidir.

“EMEKLİLERİN TECRÜBESİNDEN YARARLANILMALIDIR”

Yaşlılar için gündüz bakım evleri kurulmalıdır. Dijital okuryazarlık artırılmalıdır. 2026'da dijital teknolojinin, yapay zekânın bu kadar geliştiği bir dönemde emeklilerimiz kenara çekilmek yerine dijitale dâhil edilmelidir. Emeklilerin tecrübesinden yararlanılmalıdır. Emeklinin deneyimlerinin gençlere aktarılması gerekiyor. Geçmişte cumhuriyet evlerimiz, halk evlerimiz vardı; bugün kültür merkezleri var. Yaşlıların izole edildiği kavramlar ortadan kaldırılmalı, yaşlılar ve emekliler gençlerle, çocuklarla yan yana getirilmelidir. Kamu tesisleri emeklilere açılmalıdır. Birçok kamu kuruluşunun deniz kenarlarında tatil merkezleri, kampları vardı. Emekliler kamu tesislerinde, öğretmen evlerinde, Devlet Su İşlerinin, Karayollarının kamplarında yılın belli aralıklarında tatil yapma hakkına kavuşmalıdır.

“PLANLAMA YAPARSANIZ 17 MİLYON EMEKLİNİN TATİL YAPMASINI SAĞLARSINIZ”

Bunlar yapılabilir mi? Evet, tercih ederseniz yapılabilir. Cumhuriyet Halk Partisi bunun yapılabileceğini söylüyor. Bunun için çok uzun ideolojik, politik tartışmalara, büyük analizlere gerek yok. Tablo ortada. 1960'lı yıllarda Devlet Planlama Teşkilatı ile yeni bir dönem başladı; bizim yeniden planlamaya dönmemiz lazım. Siz planlama yaparsanız 17 milyon emeklinin buralarda tatil yapmasını sağlarsınız. Ama bu alanları oligarklara, gayrimenkul üzerinden zenginleşenlere peşkeş çekerseniz oraları emeklilere açamazsınız.”

Saraç, sözlerini şöyle tamamladı:

“Tavrımız açık: Bu ülkede asgari ücret 28 bin lira olamaz, minimum 45 bin lira olmalıdır! Bu ülkede emekli aylığı 23 bin lira olamaz, çok rahat asgari ücret seviyesinde olabilir diyebilmemiz gerekiyor. Eğer böyle giderse, 1930'lardan bu yana ilk kez emekli maaşlarının bile verilemeyeceği bir ülkeye dönüşme tehlikesi var. Bu tehlikeyi devleti sosyalleştiren, devleti yeniden kamucu yapan, devleti Cumhuriyet'in kuruluş felsefesindeki değerleriyle yeniden buluşturan bir anlayış ortadan kaldırabilir.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinden mevcut iktidara bir kez daha seslenmek isterim: Dün er ve gazilere, şehit yakınlarına yaptığınızı, Doruk Maden işçilerine yaptığınızı bir biçimde emeklilere yapıyorsunuz. Gelin bundan vazgeçin. Emekçilerin, emeklilerin lehine olacak bütün yararlı hamlelerde Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz varız.”