20.08.2026
CHP Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, "Devlet sadaka devleti olamaz, devlet yurttaşına hakkını verir. Sosyal devlet bir lütuf değil, haktır. Esas kriter insanca yaşamaktır. İnsanca yaşamak ise sabretmekle bağdaştırılamaz" dedi.
CHP Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç, partisinin Genel Merkezi'nde basın toplantısı düzenledi. Öğrencilerin yaşadığı sorunlardan bahseden Saraç, şunları söyledi:
"Temel sorunlarda öyle bir noktadayız ki Köy Enstitüleri gibi bir geleneği yaşamış olan Türkiye'de, çocukların beslenme sorunu hâlen birincil öncelik olarak devam ediyor. İş öyle bir noktaya varmış durumda ki milyonlarca çocuk beslenme yetersizliğinden dolayı bodur kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Maalesef böyle bir Türkiye tablosu var. Bu tablo üniversite amfilerinde de geçerli. Türkiye'de yaklaşık 4 milyon üniversite öğrencisi var. Üniversite öğrencilerinin barınabileceği toplam yurt kapasitesi ise 900 bin civarında. Bu ne anlama geliyor? Her dört öğrenciden üçü aslında yer sorunu yaşıyor.
Yalnızca büyükşehirler açısından değil; Ankara, İstanbul, İzmir gibi illeri düşündüğümüzde, devletin resmî yurdunda yer bulamayan bir öğrenci ev tutmaya kalktığında ev kirası, depozito ve yan giderleri hesaba kattığımızda bunun altından kalkabilmesi mümkün değil. Çünkü ülkemiz öyle bir noktaya evrildi ki bugün TÜRK-İŞ'in, DİSK’in ve Birleşik Metal-İş’in yaptığı önemli bir çalışma var. Her ay düzenli olarak açlık ve yoksulluk sınırlarını ilan ediyorlar. Açlık sınırının 36 bin lira olduğu, asgari ücretin 28 bin lirada seyrettiği ülkede bir üniversite öğrencisini, hele ki bu gelir seviyesindeki bir ailenin çocuğunu düşünün, ev tutabilme şansı da özel yurtta kalabilme şansı da yok. O zaman ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? İşte bugün çeşitli operasyonlarda da gördüğümüz gibi cemaat yurtlarına mahkûmiyet ortaya çıkıyor."
"3 BİN 700 ER GAZİYİ İLGİLENDİREN BİR SORUNU ÇÖZEMEMİŞ BİR İKTİDARDAN BAHSEDİYORUZ"
Saraç, 39 gündür Ankara'da eylemlerini sürdüren er gazilere ve şehit yakınlarına ilişkin de şunları kaydetti:
"Türkiye'nin temel sorunlarının çözülmesi bir yana, daha da gerilemiş durumdayız. Daha dün somut bir örnek vereyim: Ben de ziyaret ettim, sonrasında Sayın İçişleri Bakanı ile bir görüşme sağladık. Er gaziler... Türkiye'de toplam 4 bin er gazi, 'Yoksulluğu yendim' iddiasında bulunan bir iktidar tarafından bir biçimde dışarıda tutulmuş durumda. Er gaziler, özlük hakları için bugün tam 39 gündür sokakta. 'Biz devlet için savaştık, devlet için mücadele ettik, özlük haklarımızı istiyoruz' diyorlar. 3 bin 700 er gaziyi ilgilendiren bir sorunu çözememiş bir iktidardan bahsediyoruz.
Siz böylesine temel bir konuda sorunu çözemiyorsanız Türkiye'nin hiçbir sorununu çözemezsiniz. O yüzden Türkiye, yolsuzluk endeksinde uluslararası standartlarda en altlarda seyrediyor. Hem OECD açısından hem de Avrupa Birliği kriterleri açısından baktığımızda Türkiye'nin bu konuda son derece kötü bir sınav verdiğine tanıklık ediyoruz.
"SOSYAL POLİTİKA, İNSANIN KENDİ HAYATINI KURABİLME HAKKIDIR"
Tabii sosyal politika öylesine geniş bir alanı kapsıyor ki buna aslında iktidarın cevap vermesi lazım. Ama yalnızca iktidarın cevabını beklemek doğru mu? Hayır. Bu noktada 'Ben bu ülkeyi yöneteceğim' diyen partilerin de buna cevap vermesi lazım. Çünkü sosyal politika, esas itibarıyla insanın kendi hayatını kurabilme hakkıdır. Baktığınızda geçimden yoksulluğa, yoksulluktan konut hakkına, çocuk yoksulluğundan yaşlılığa ve emekliliğe kadar uzanan çok geniş bir alan."
"NEDEN BİR GENÇ DİPLOMASINI ALSA DA İŞSİZ KALMAYA DEVAM EDİYOR?"
Türkiye'nin evrildiği noktada "çocuk yoksulluğu" ve "çalışan yoksulluğu" kavramlarının ortaya çıktığını anlatan Saraç, şöyle devam etti:
"Açlık sınırının 36 bin, yoksulluk sınırının 120 bin lira olduğu bir yerde çalışanlar, aslında açlık sınırının altında bir hayat standardını yaşamak durumunda kalıyorlar. Çünkü Türkiye'de 9,5 milyon kişi asgari ücret ya da asgari ücrete yakın bir maaş alıyor. Buradaki temel kriterlerden biri, hepimizin bildiği bu mevcut durumdur. Bunun için gerçekten derin analizlere ihtiyaç yok. Ama bu sorunun çözümüyle ilgili birtakım soruları kendimize sormamız gerekiyor. Bu soruların başında belki de 'Neden yoksullaşıyoruz?' sorusu var. Yoksullaşmanın nedeni ne? Neden güvencesizlik ortaya çıkıyor? Türkiye'de şu anda belki de yoksulluk kavramından daha çok öne çıkan kavram 'güvencesizlik'. Neden bir genç diplomasını alsa da işsiz kalmaya devam ediyor? Bugün TÜİK rakamlarına göre bile 866 bin üniversite mezunu genç işsiz."
Saraç, gelir adaletsizliğindeki makasın büyüdüğünün birçok alanda görülebileceğini ifade ederek, "Örneğin, Türkiye'de doğru kurgulanmış toplu konut projelerinde bunu görebiliriz. TOKİ aslında çıkışı itibarıyla son derece önemli ve doğru bir projeydi. Kuruluş amaçlarından biri, gelir seviyesi düşük insanlara konut imkânı sağlamaktı. Barınma sorunu, özellikle kentlerde ve büyükşehirlerde çok ciddi bir probleme dönüştü. Bunu iki şeyle çözersiniz; TOKİ'yi gerçek işleviyle buluşturursunuz. Birçok Avrupa ülkesinde gördüğümüz gibi kira yardımı politikalarıyla çözersiniz. Siz konut stokuna müdahale etmediğiniz, toplu konuta yönelik yeni bir politika geliştirmediğiniz sürece, bugün Türkiye'de yakından gördüğümüz gibi ciddi konut spekülatörleri ve zenginleri ortaya çıkar. Buna kim müdahale edebilir? Çok net söyleyeyim: Kuşkusuz iktidardır ama burada resmî bir devlet politikası sürecin belirleyicisi haline dönüşmelidir" diye konuştu.
"HER ŞEYİN ARKA PLANINDA GÜVENDE HİSSETMEME DUYGUSU VAR"
Saraç, "yarına dair güven hissedilmediği sürece üretebilme şansı olmayacağını" belirterek, şunları kaydetti:
"Suç ve güvenlik tablosuna baktığımızda mevcut iktidar döneminde ne kadar tehlikeli bir noktaya evrildiğimizi görüyoruz. 2002'de cezaevlerinde yaklaşık 60 bin kişi varken, bugün cezaevlerindeki toplam tutuklu ve hükümlü sayısı 433 bin kişiye ulaşmış durumda. Bu sadece cezaevi kapasitesinin aşılmasıyla ilgili bir konu değil, çok daha dramatik bir tablo. CHP suçun yalnızca emniyet ve adliye sorunu olmadığını bilen bir partidir. Bu suçları cezalandırma noktasında İçişleri Bakanlığı veya emniyet güçleri devreye girer ancak esas itibarıyla suçun arkasındaki yolsuzluğu, işsizliği, gelecek kaygısını, eğitimden kopuşu ve güvencesizliği ortadan kaldırmak gerekir. Bu da yeni bir devlet kurgusunu beraberinde getirir. Devleti kamucu bir anlayışla yapılandırmadığınız sürece bu sorunların devam edeceğini söylemek mümkündür.
"YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞMEYLE TÜRKİYE'NİN KARŞISINA ÇIKMAK İSTİYORUZ"
Bu nedenle önümüzdeki dönem itibarıyla hazırlıklarımızı yapıyoruz. Yeni bir toplumsal sözleşmeyle Türkiye'nin karşısına çıkmak istiyoruz. Çünkü yalnızca eleştirmek yetmez. Muhalefetin en büyük handikaplarından biri hep bu oldu. Yalnızca eleştirmek bir şey ifade etmiyor, çözüm önerileriyle ortaya çıkmamız gerekiyor. Biz de kendi çözüm önerilerimizi 'Yeni Bir Türkiye Modeli' ile önümüzdeki günlerde kamuoyunun bilgisine sunacağız.
Gerek belediyeler açısından gerekse önümüzdeki dönem itibarıyla, mevcut seçim takvimini, yani Haziran 2028'i baz alsak bile, ki seçimlerin daha önce yapılacağına dair haklı öngörüler var, Kasım 2027 veya Nisan 2028 olabilir, bugünden hazırlanmamız gerekiyor. Nasıl bir Türkiye ve nasıl bir sosyal devlet hayal ettiğimizi, vatandaşlık haklarının ne kadar önemli olduğunu, sudan internete kadar saydığım temel hizmetlerde kamuculuğun ne kadar belirleyici olduğunu anlatan ve uygulayan bir yaklaşımı ortaya koymamız gerekiyor."
Yeni bir siyasetle Türkiye'deki yoksulluk tartışmalarının biteceğini ifade eden Saraç, şöyle konuştu:
"Emeklilerin insanca yaşadığı bir Türkiye mümkün. Türkiye bölgesinin çok zengin bir ülkesi. Geçtiğimiz günlerde Genel Başkanımızın görevlendirmesiyle İran'a gittim, Hamaney'in resmî devlet törenine katıldım. Teorik olarak bölgeyi biliyordum ama Türkiye kendi imkânlarını iyi kullanabilir, kaynaklarını akılcı bir biçimde değerlendirebilir ve kamucu bir yaklaşımı hâkim kılabilirse temel sorunlarını çözer. Türkiye'de yoksulluk tartışması kalmaz. Yeni ve temiz bir siyasetle yolsuzluk tartışması da biter. Demokratikleşen ve hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir ülkede yasaklar da tartışılmaz.
CHP, bu iddiada olan bir partidir. Bu iddiamızı yaşanan sürece rağmen koruyup geliştirmek durumundayız. Bunu yaparken de daha fazla akademisyenin, uzmanın ve sivil toplum kuruluşunun sürece katılarak çözüm üretmesini sağlamalıyız. Burada yeni bir siyaset tarzına ihtiyaç var. Bu yeni siyaset tarzı yalnızca eleştiren değil, çözüm üreten ve çözümün mümkün olduğunu gösteren bir yaklaşımdır.
"DEVLETİN 962 İLÇEDE KREŞ AÇMASI VE BUNU TEŞVİK ETMESİ GEREKİR"
Nitekim kreşler ve Kent Lokantaları gibi modellerin Türkiye'de yoksullukla mücadelede ve özellikle kadınların iş gücüne katılımında olumlu rol oynadığını gördük. Devletin 962 ilçede kreşler açması ve bunu teşvik etmesi gerekir. Şehir merkezlerinde sadece bir-iki tane olması yetmez, çünkü bu durum kadın istihdamının önünü açacak en önemli adımlardan biridir.
Son sözüm şu olsun; temel bakış açımızı değiştirdiğimizde bazı hizmetlerin lütuf olmadığını göreceğiz. Kamunun insana sağladığı imkânları bir lütuf olarak algılamayacağız ve öyle sunmayacağız. Devlet sadaka devleti olamaz, devlet yurttaşına hakkını verir. Sosyal devlet bir lütuf değil, haktır. Esas kriter insanca yaşamaktır. İnsanca yaşamak ise sabretmekle bağdaştırılamaz. Son 4-5 yıldır bunu sıklıkla duyuyoruz, gençlere 'sabredin', emeklilere 'sabredin', işçilere 'sabredin' deniyor. Sabırla bu sorunların çözülme şansı yoktur. Siyasi partinin amacı siyasi bir irade ortaya koymak ve çözüm için müdahil olmaktır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında CHP bu iddiayı büyüten bir parti olacaktır."
05.10.2022
24.09.2022
24.09.2022
19.09.2022
19.09.2022
12.09.2022
12.09.2022