12.07.2026
İdeolojik-politik fikri takibin ve ideallerin ortadan kaybolması, programı değil kişilerin konuşulmaya başlanması, kişisel hırsların her şeyin önüne geçmesi, tartışma kültürünün bitmesi, gelecek hayalinin yerini günü kurtarmaya bırakması ve tabi siyasetin finansmanında yaşananlar CHP’yi bugün içinde bulunduğu duruma taşıdı.
Bu nedenle Mutlak Butlan kararı sonrası “maliyeti olmayan” en önemli “eylem” Kemal Kılıçdaroğlu’nu dövmeye ve dün yan yana yürüdüğü partili yol arkadaşını “hain” ilan etmeye ve onlara karşı düşman hukuku uygulamaya indirgendi!
1)Kemal Kılıçdaroğlu’nu dövmenin, “hain” ilan etmenin, düşman hukukunu büyütmenin ve gerilimden beslenmenin hiçbir maliyeti yok; Ne hakkında soruşturma açılıyor, ne cezalandırılıyorsun, ne de itilip kakılıyorsun! Para cezası bile almıyorsun!
Üstelik kendi mahallenin önemli bir bölümünde kahraman edasında övülüyorsun!
2) Üstelik bu o kadar “keyifli” bir iş ki, ideolojik-politik bir fark ortaya koyma ihtiyacı bile hissetmeden bütün yükü üzerinden atıyorsun.
Dün yan yana yürümüş olmanın, her kararda itirazsız orada olmanın,vefanın da önemi yok!
Dün milletvekili olmak ya da parti yönetiminde yer almak için kapısında nöbet tuttuğun kişiyi bir çırpıda “AKP’nin payandası” ilan etmek ise işin cabası; Sanki “normalleşme” diyen sen değilmişsin, Saray’a giden, CHP önünde Cumhurbaşkanlığı forsu çeken sen değilmişsin gibi!
Hem de öyle böyle değil, “tam iktidar oluyorduk ki, Kemal Kılıçdaroğlu ortaya çıktı ve iktidarımızı engelledi” tadında!
1950’den bu yana tek başına iktidar olamamış CHP’de tüm faturayı Kemal Bey’e çıkartmak işin en kolay yanı!
Üstelik hazır ortada yalnızca CHP seçmeninde değil muhalif seçmenin tümünde çok güçlü bir “Erdoğan nefreti” varken bu “nefreti” siyasi bir kanala akıtacağına Kılıçdaroğlu’nun üzerine boca et gitsin!
3) Oysa hepsi oradaydı;
Özgür Özel, Veli Ağbaba, Bülent Tezcan, Sezgin Tanrıkulu, Tekin Bingöl, Mahmut Tanal, Ali Mahir Başarır, Selin Sayek Böke, Gökhan Günaydın, Engin Altay, Erdoğan Toprak, Yaşar Tüzün, Engin Özkoç, Tuncay Özkan, Murat Emir, Gamze Taşçıer, Gökhan Zeybek, Zeynel Emre, Umut Akdoğan, Yunus Emre…
Kimi 7 dönemdir, kimi 6, en azı 3 dönemdir yalnızca milletvekili değil aynı zamanda yönetici!
4) Evet, tereddütsüz Kılıçdaroğlu Genel Başkan olduğu yıl olan 2010’dan itibaren bütün kararlardan doğrudan sorumlu ama her kararda “onların”da imzası var; Bugün “yok” saydıkları, Kılıçdaroğlu’na fatura ettikleri o kararlara ne itiraz etmişler, ne de muhalefet şerhi düşmüşler! Bazen Grup Başkanvekili, bazen Genel Sekreter veya Genel Başkan Yardımcısı, bazen de milletvekili olarak“olumsuz” olarak ilan ettikleriher kararda onların da imzası var…
Örneğin Ekmelettin İhsanoğlu kararında onlar var.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasında da, 2015’de “İstikşafi görüşmelerde”, 2017’de mühürsüz oyların onaylanmasında da…
2023’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesinde de, ittifak üyesi 39 kişi dahil milletvekili listelerin oluşturulmasında da onlar var!
Yetmez!
2024 yerel seçimlerini CHP adayı olarak kazandıktan sonra AKP’ye geçen 17 CHP’li belediye başkanının belirlenmesinde de onlar var!
Kılıçdaroğlu’nun “aday göstermeyin” diye uyardığı ama buna rağmen aday yapılan ve sonrasında gözaltına alınıp, tutuklanan belediye başkanlarının atanmasında da onlar var!
5) Bugün yalnızca olumsuz kararları öne çıkartıp, algı yaratmaya çalışırlarken, “olumlu” kararlardan ise hiç bahsedilmemektedir. Örneğin: Adalet Yürüyüşü’nde, 2017 “Hayır” kampanyasında ya da Millet İttifakı’nın bugün bile önemli olan çeşitli yazılı belgelerinin ortaya çıkmasında. Daha da önemlisi milliyetçilerle sosyalistleri, sosyal demokratlarla muhafazakarları yan yana getiren, 2019’da İstanbul ve Ankara gibi iki önemli Büyükşehir Belediyesi’nin kazanılmasında da hiç bahedilmemektedir. Bu olumlu işlere imza atmalarına rağmen Kılıçdaroğluna artı yazılmaması için hiç bahsetmemektedirler.
Parti içinde, "seçmen Aleviye oy vermez" propagandası yaptırılmasına rağmen, 2023 Cumhurbaşkanlığı yüzde 48 oy alınmasında ve 2024 yerel seçimlerin yüzde 38 ile kazanılmasında bugün de doğru olan ittifak politikasının doğrudan rolünden hiç bahsedilmemekte...
6) Evet “Mutlak Butlan” kararı hukuki boyutlarının ötesinde siyasi bir karar. Kararın siyasi amacı CHP’yi kaosa sürüklemek, belki bölmek! MHP’ye, İYİ Parti’ye, YRP’ye, DEM’e hatta bir ara TKP’ye yapılan şimdi de CHP’ye yapılıyor. Bu doğru! Ancak bunun doğru olması siyasetin finansmanında yaşananları, perdenin arkasındaki diğer gerçeği görmemize de, Türkiye’nin geleceği için yeni bir siyaset yapma tarzını geliştirmeye engel olmaz!
7) 2,5 yıldır Mutlak Butlan’a karşı hiçbir önlem almayan ama konforlu bir alanda CHP’yi yönetmeye devam eden isimler, “bu sorunu nasıl çözeriz”, “nasıl bir CHP Türkiye'yi ikinci yüzyıla taşır” gibi tartışmalar yapmak ve Kılıçdaroğlu ile bir araya gelip çözüm üretmek yerine Kılıçdaroğlu üzerinden “muhalif medya” kanallarını da kullanarak 24 yıldır AKP’den öğrendikleri “düşman hukuku” üzerinden “hain, işbirlikçi, AKP’nin adamı” gibi kavramları kullanarak parti içi yeni düşmanlık üretiyorlar, muhalif kitlelerdeki öfkeyi büyütüp, “biz ve onlar” üzerinden gerilimden besleniyorlar. Bu son derece tehlikeli oyunun önüne geçilmezse sonuçları itibariyle yalnız haksız bir biçimde suçlananları değil, suçlayanları da bitirir!
8) Bir partide farklı siyasi çizgileri savunarak ayrışmak doğaldır ve bu gerçek CHP’de kerelerce yaşanmıştır. Ancak şu andaCHP’de yaşanan süreçle ilgili farklı hiçbir idelojik-politik fark ortaya koyamayan bu arkadaşlar, ülkenin kurucu partisi CHP’yi “Olağanüstü Kurultay yapmayan CHP seçime giremeyecek, çünkü bunlar AKP payandası oldular” söylemleri üzerinden yıpratmaya ve yeni bir parti kurarak bölmeye, parçalamaya çalıştıkları gibi, sorgulamanın yerini sadakat ve düşmanlığın alması için canhıraş çalışıyorlar!
Kitleleri hoşgörüsüzlüğe, sertliğe, nobranlığa teşvik ediyorlar. Hiçbir yeni söylem üretmeden “kardeş kavgası” istiyorlar. Bu yanlıştır ve yalnızca yapanlara değil asıl olarak partinin kurumsal yapısına zarar vermektedir.
Yapılması gereken bellidir; Sayın Özgür Özel, CHP Genel başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya gelerek Eylül’de başlaması planlanan olağan kurultay sürecini birlikte örgütlemektir!
10) Nazım Hikmet’in “Henüz Vakit Varken Gülüm” adlı meşhur şiirinde olduğu gibi “henüz vakit varken CHP yanıp yıkılmadan”, yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa başta olmak üzere dünyanın hem üye sayısı, hem de oy oranı itibariyle en güçlü partisi CHP’nin bölünmesine izin vermemek gerekiyor. Bunun için her CHP’li özgür iradesini ortaya koymalı!
Çünkü CHP kişilerden ibaret olmadığı gibi, kişisel ikbal kapısı da değildir!
CHP kişilerden büyüktür. Genel Başkanlık makamı her şey değildir.
CHP ülkenin kurucu partisidir, Cumhuriyet’in yaşayan tarihidir ve hiçbir şey CHP mirasından daha önemli değildir.
CHP dün de bugünde farklı düşünceleri içinde barındırmış, farklılıklarla bir arada olmuş büyük ve kurumsal bir yapıdır.
Aslolan CHP’nin parçalanması bir yana daha da bütünleşmesi ve kitleselleşmedir!
Böyle baktığım için, süreci seyretmek değil, müdahale etmek için ben de CHP MYK’da görev aldım.
CHP’liler mahkeme kararına rağmen, sağduyuyu öne çıkartarak birliğini, bütünlüğünü koruyabilir, partiyi kişisel kariyer hesapları ve belediye dengeleri dışına taşıyarak, parti içinde kalıp tartışmaları sürdürebilir. Kaldı ki, AKP'nin yarattığı ekonomin kriz nedeniyle önümüzde en az bir yıl içinde ne baskın ne de bir erken seçim var, ideolojik-politik tek bir farkın ortaya konulamadığı bir ortamda yalnızca üzerinde anlaşılamayan kurultay tarihinden hareketle CHP bölünemez!
Mutlak Butlan gibi siyasi olarak reddettiğimiz bir karara karşı durmak, yeni bir siyasi akıl üreterek CHP lehine ortak bir çözüm üretmek ve bu krizden güçlenerek çıkmak elimizde!
Adına Cumhurbaşkanlık Hükümet Sistemi denen ve 50+1 olarak kurgulanmış bir sistemde, her CHP’li için görev yeni parçalanmalar yaşamak ve yaşatmak değil, var olan yapıları güçlendirerek Türkiye'nin demokratik geleceği içinçok daha geniş bir ittifak kurmayı sağlamaktır!
11 Temmuz 2026, İstanbul
Necdet Saraç
05.10.2022
24.09.2022
24.09.2022
19.09.2022
19.09.2022
12.09.2022
12.09.2022