03.05.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Büyükçekmece İlçe Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında; 1 Mayıs’taki “İstanbul ablukasını” ve hukuksuz gözaltıları sert dille eleştirdi. AKP iktidarının çeyrek yüzyıllık karnesini “talan ekonomisi” olarak niteleyen Emre; sendikalaşma oranındaki düşüşü, 35 bin iş cinayetini ve 2.7 trilyonluk özelleştirme talanını rakamlarla ortaya koydu. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın partiden kesin olarak ihraç edildiğini duyuran Emre, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’ün 330 gündür devam eden iddianamesiz tutukluluğuna da ayrıca dikkat çekti. Emre, “Ülke berbat bir duruma geldi; tek çözüm sandıktır” dedi.
Parti Sözcüsü Emre, şu değerlendirmelerde bulundu:
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 1 Mayıs'ı geçirdik. 1 Mayıs emekçinin, işçinin bayramı. İstanbul'da büyük bir ablukaya şahitlik ettik. 576 gözaltı oldu. Bu ülkede emekçi bayramını kutlamak isteyen İstanbullular gaza boğuldu, müdahaleler edildi, bayram zehir edildi.
1 MAYIS VE İKİYÜZLÜ HUKUK YAKLAŞIMI
Kıymetli yurttaşlarımız, bakın biz basın toplantılarında bu ülkedeki hem ikili hukuk sistemini hem de iktidarın ve ortağının ikircikli yaklaşımını sizlerle paylaşıyoruz. 1 Mayıs'ta da aslında bunun bir başka örneğini daha görmüş olduk. Çok daha yeni, yakın bir zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Milli Birlik Kardeşlik Komisyonu adı altında toplanan komisyonda bir ortak rapor yayınlandı. Bu raporun 6. ve 7. bölümleri çok açık bir şekilde ülkedeki Anayasa Mahkemesi kararlarının, AİHM kararlarının bağlayıcılığına işaret edildi. Bakın, 1 Mayıs işçilerin bayramıdır ve 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak işçilerin hakkıdır. Kimsenin özel bir lütfu değildir. Ve bu doğrultuda da 2023 yılında Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs işçi bayramının Taksim'de kutlanmasının engellenmesini bir hak ihlali olarak kayda düştü. Bu konuda karar verdi. Bu karar bağlayıcı ve demin söylediğim gibi de daha birkaç ay evvel Milli Birlik Kardeşlik Komisyonunda görev yapan Adalet ve Kalkınma Partililer, Milliyetçi Hareket Partililer o raporun altına imza attı ve Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır. Herkes buna uymalıdır dedi. Ve yine hatırlarsanız bir grup toplantısında da Adalet Bakanı da o komisyon raporunun çok doğru ve yerinde olduğunu söyledi. İşte görüyorsunuz yine 1 Mayıs, yine Taksim yasak ve 575 kişi gözaltına alındı. Buradaki bu ikiyüzlü yaklaşımı bir kez daha dikkatinize sunmak istiyorum.
AKP’NİN ÇEYREK YÜZYILLIK İŞÇİ KARNESİ: 35 BİN CAN KAYBI
Tabii şunu ortaya koyalım. Her iktidar temsil ettiği sınıfa yaslanır. Mevcut iktidar talan ekonomisine, emekçinin değil de rant ekonomisine, sermaye sınıfına dayandığı için bütün yaklaşımlarını da ona göre sergilemektedir. Bütün bunlara rağmen Sayın Erdoğan 1 Mayıs'ta çıktı. Bakın ne açıklama yaptı. Efendim diyor ki, ‘23 yılı geride bıraktığımız iktidarlarımız boyunca daima işçi kardeşlerimiz ve onların temsilcilerinin yanında yer aldık’. Yıllarca istismar edilen yani kendisinden önceki dönemi taş devri gibi addettiği için sürekli ve onların temsilcileri yanında olduk dediği iktidar işçilerin diyor ki kulak arkası edilen bizden önceki hükümetler tarafından işçilerin haklarını genişlettik. Biz örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırdık. Toplu sözleşme sistemini güçlendirdik ve emekçinin pazarlık gücünü arttırdık. İş sağlığı ve güvenliği alanındaki tarihi düzenlemelerin altına imza attık diyor. Şimdi insan sadece bu açıklamaya baktığı zaman bir an düşünüyor acaba biz farklı ülkelerde mi yaşıyoruz? Sayın Erdoğan başka bir ülkede, biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz? Dediğim gibi kendisinden önceki dönemi sürekli şikayet eden, adeta taş devri gibi addeden ve ülkede ne varsa yapılan bütün iyiliklerin kendi döneminde, bütün kötülüklerinde kendisinden önceki dönemlere ait olduğunu söyleyen bir Tayyip Erdoğan profili var karşımızda.
Peki, gerçek ne? Gerçeği verilerle bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bakın çeyrek yüzyıllık bir Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı var ve bu çeyrek yüzyıllık dönem içerisinde 35 bin iş cinayeti işlendi. Bakın 35 bin can gitti. Ve bu dönem içerisinde milli güvenlik bahanesiyle 23 büyük işçi grevi yasaklandı. 200 bin işçinin hakkının aranması engellenmiş oldu. Yine bu çeyrek yüzyıllık AK Parti iktidarı döneminde özelleştirmeler sonucunda 60 bin işçi işinden edildi. Yine bu çeyrek yüzyıllık AKP iktidarı döneminde Soma faciası gibi 116 olay yaşandı ve bu olayların hepsinde de işçinin ve yakınlarının haklarının korunması, yapanların yanına kar kalmaması için yürüyen bir yargısal mücadele olmadı. Oradaki maden ocağı sahiplerini, sermaye sahiplerini aklamak için yargıya direkt müdahale edildi.
SENDİKALAŞMA YÜZDE 58’DEN YÜZDE 14’E DÜŞTÜ
Peki, bu iktidar iktidara gelmeden önce diyor ya Tayyip Bey, sendikalaşmanın önündeki engelleri kaldırdık diyor. Oran neymiş? Sendikalaşma oranı Türkiye'de yüzde 58'miş. Bakın yüzde 58. Şu anda kaç? Yüzde 14. Kamuda 7, özel sektörde yüzde 7. Toplam yüzde 14. Yani yüzde 58'den yüzde 14'e kadar düşmüş. Ki o yüzde 58 rakamını da şöyle değerlendirin. 12 Eylül'ün yapılmış, 12 Eylül darbesi sendikalaşmanın üzerine büyük bir zarar vermiş. Silindir gibi geçmiş. Emekçi sınıfını ezmiş. Buna rağmen yüzde 58'lik bir oran bugün geldiğimizde yüzde 14'lere kadar düşmüş. Kim ki Türkiye'de hakkını arar ki geçtiğimiz günlerde de gördük Ankara'daki maden işçilerinin çabasını. Sürekli gazla copla muhatap olur. Tutuklanma tehdidiyle muhatap olur. Onların hakkını savunanlar tutuklanır. Yaşıyoruz. Onların yaşadıklarını yazan gazeteciler tutuklanır. Yaşıyoruz bunları. Bugün Türkiye'de her iki emekçiden biri asgari ücret alıyor. Ve asgari ücret açısından baktığımızda da bakın tablo burada. Tablo burada. Türkiye asgari ücret açısından Avrupa'da ki yeri en altta Ukrayna var ki savaş yaşıyor. Bizden daha kötü ücret alan üç ülke var sadece. Ve bu da yetmezmiş gibi bizim çalışanlarımız yılda 12 maaş alıyor değil mi? Halbuki 3 maaşı vergi diliminde eriyor. Aslında 9 maaş alıyor.
2.7 TRİLYONLUK TALAN EKONOMİSİ
Böyle bir düzende huzur olmaz. Böyle bir düzende işçi de mutlu olmaz. Evlatları da olmaz. Böyle bir düzende yeterli kimse beslenemez. Huzurlu bir toplum olmaz. Bu bir sömürü düzenidir. Bu dönem içerisinde dedim ya çeyrek yüzyıllık iktidar boyunca, AK Parti iktidarları boyunca bu ülkenin ta cumhuriyet döneminden yapılan işte Sümerbank gibi büyük bankalar, büyük yatırımlar, şeker fabrikaları gibi yatırımlar say say bitmez. SEKA’sından tutun da bu ülkenin mülklerine kadar yok pahasına özelleştirildi ve toplam özelleştirme geliri de 2.7 trilyon olarak kayda geçti. Bakın bir çeyrek yüzyıl dönemi ne var ne yok sattılar ve topu topu 2.7 trilyon bir gelir elde edildi. Ve bizim sadece 2026 yılında ödediğimiz faiz gideri bu kadar. Yani aslında 2026 yılı yani bizim ülkemizin bir yıllık bütçedeki faiz gideri bizim cumhuriyetten bugüne kadar edinilen ne kadar kıymetli bu ülkenin varlığı varsa satılmasıyla harcanan rakam. Ve şimdi de ortada bir şey kalmadığı için dediğim gibi her iktidar yaslandığı sınıf neyse onu temsil eder. Bu iktidar sermaye sınıfına yaslandığı için onun önceliklerini ve onun isteklerini gerçekleştiriyor. Şu anda da çok hızlı bir şekilde kamulaştırmalar var. Kamulaştırma deyince sanki devletleştirme gibi belki anlaşılabilir. Halbuki çok hızlı bir şekilde kamulaştırıp maden sahalarını açılmak yine peşkeş çekilmek üzere planlanan yerler var. 2005-2011 dönemi bu iktidarın ilk dönemi. Acele kamulaştırma kararı 2005 yılında 6 iken 2011 yılında 33'e çıkmıştı ve 2025 yılında ise bakın geçen sene 200'ün üzerinde acele kamulaştırma kararı verildi. İşte emekçinin hakları, talan ekonomisi aslında bir bütündür. Bizim içinde yaşadığımız dönem talan ekonomisinin yansımalarıdır, sonuçlarıdır. Ve emekçiden yana, emekçinin refahından yana bir iktidar elbette kurulacaktır. O da Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıdır.
SUMUD FİLOSU’NA SALDIRI… “FİLİSTİN HALKININ YANINDAYIZ”
Kıymetli yurttaşlarımız, biz emekçinin problemlerinden bahsettik. Hani bize deseniz ki bu ülkenin en mazlumu kimdir? Kimlerdir, hangi sınıftır? İşçi sınıfıdır derim. Dünyada en mazlum, en haksızlığa uğrayan halk ne deseniz sizlere Filistin halkı derim. Biz nasıl ki ülkemizde işçinin yanındayız, dünyada da mazlum Filistin halkının yanındayız Cumhuriyet Halk Partisi olarak. İsrail devleti son birkaç senede dünyanın gözü önünde Gazze'de 100 bine yakın mazlum kadını, çocuğu katletti. Hastaneleri bombaladı. Orayı büyük bir abluka altına aldı ve oraya insani anlamda gıda ve temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir küresel Sumud Filosu 26 Nisan'da yola çıktı ve buraya İsrail operasyon yaptı. Aralarında 20 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının olduğu 21 tekneye saldırdı ve bu teknedekileri alıkoydu. Bakın bu İsrail karasularında falan değil. Uluslararası karasularda meydana gelen bir olaydır. Bu haydutluktur. Ve burada İsrail bu gücü kimden alıyor derseniz Tayyip Erdoğan'ın dostum dediği Trump'tan almaktadır. Trump’da Tayyip Erdoğan'a sürekli övgü düzmektedir ve orada gerçekleşen katliamı meşrulaştıran Gazze kurulunda da Türkiye yer almaktadır. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Filistinlilerin geleceğine, Gazze'nin geleceğine, Filistinlilerin bulunmadığı, parayla üyeliğin kabul edildiği, uzun vadede otellerin, kumarhanelerin, tatil merkezlerinin kurulmasının planladığı ve Filistinlilerin oradan terk edilmeyi düşünüldüğü bir kurulda Türkiye'nin yer alması Türkiye'ye yakışan bir durum değildir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti mazlum halklara örnek bir şekilde Kurtuluş Savaşı mücadelesi vermiş ve bu şekilde kurulmuş bir devlettir. Türkiye'nin geçmiş ruhu budur. Kuruluş kodu budur. Dolayısıyla böyle bir kurula da Türkiye'nin ihtiyacı yoktur. Türkiye böyle bir yerde bulunmamalıdır. Akdeniz'de gerçekleşen saldırı Akdeniz'de kıyısı olan bütün devletlerin problemidir ve Türkiye’nin bir öncülük yapıp Akdeniz'de kıyısı olan devletlerle bir toplantı gerçekleştirip bu durumu değerlendirmesi gerekir. Aktif dış politika böyle olur. Trump'tan gelen her talimatı yerine getiren bir dış politikanın Türkiye'ye bir faydası yoktur. Bunun da altını çizmek isteriz.
ÖZKAN YALIM PARTİDEN İHRAÇ EDİLDİ
Kıymetli yurttaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir yıldan beri çok ciddi bir kara propagandayla karşı karşıyayız. Çok ciddi yargısal operasyonlar, kumpaslarla karşı karşıyayız. Ülkemizin dört bir yanında elde ettiğimiz belediyelere yönelik hukuksuzca operasyonlar yapılmakta. Bu operasyonlar içerisinde ki yüzlerce operasyon yapıldı. Bizi içlerinde bir tanesi etik olarak rahatsız etti. Ve bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi ilk MYK toplantısında Uşak konusunda Uşak Belediye Başkanının oy birliğiyle disipline verilmesini kararlaştırmıştı ve 2 Mayıs tarihinde de olağanüstü toplanan Yüksek Disiplin Kurulumuz Özkan Yalım'ın oy birliğiyle ihracına karar vermiştir.
Kıymetli yurttaşlarımız, şimdi şunun altını çizelim. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ülkenin en köklü partisi, en disiplinli partisi, dünyanın en eski üçüncü partisi olarak kurumsallığına zarar getirecek hiçbir davranışın içerisinde hiçbir görevli bulunamaz. Biz yanlış bir iş gördüğümüzde disiplin kurullarımızı işletiriz. Ve bu konuda da işleyen bir kara propaganda oldu. Efendim Cumhuriyet Halk Partisi neden disiplin işlemi uygulayamıyor? Ki dediğim gibi ilk toplantıda karar verdik. Yüksek Disiplin Kurulu da olağanüstü toplantıda dosyasını görüştü ve oy birliğiyle kesin ihracına karar verdi. Buna rağmen büyük bir kara propaganda sürmektedir. Bu karar da partimize yönelik kara propagandanın, kirli iftiraların, kumpasların ne kadar boş olduğunu gösteren örneklerden biridir.
İBB DAVASI VE BÜYÜKÇEKMECE BELEDİYE BAŞKANI HASAN AKGÜN
Değerli arkadaşlar, İBB davası yürüyor. Geçtiğimiz günlerde orada 15 tahliye işlemi gerçekleşti ve yaklaşık 77 arkadaşımız tutuklu olarak yargılanmaya devam ediyor. Onların da bir an evvel özgürlüklerine kavuşmasını temenni ediyoruz. Biz hep şunu söylüyoruz. İstediğiniz kadar inceleyin. İstediğiniz kadar bakın ufacık Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir kusuru varsa gayet meşru bir şekilde açık delillerle yargılayın. İnsanlarda tatmin olsun. Ve İBB davasının da basının önünde canlı bir şekilde yayınlanmasını istedik. Niye? Çünkü iddiaların hepsi bomboş. Bizim açımızdan bomboş. Hukuk açısından bomboş. Hukukçular açısından kumpas. Biz şeffaflıktan bahsettikçe büyük bir gizlilik içerisinde bir tek bizim dile getirdiğimiz, birkaç televizyon kanalının dile getirdiği yaşanan operasyonlardaki kumpasların ortaya çıktığında dile getirildiği bir platform, bir ortam var.
Şimdi değerli arkadaşlar, bugün toplantımızı Büyükçekmece'de gerçekleştiriyoruz. Büyükçekmece ilçe binamızdayız. Büyükçekmece Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi'ne ait bir belediye ve buranın Belediye Başkanı Hasan Akgün’de Türkiye'deki 7 dönem üst üste mazbata alan tek Belediye Başkanı. Dünyada da başka bir örneği yok. Sayın Hasan Akgün 330 gündür tutuklu ve henüz mahkeme önüne çıkmış değil. İddianamesi yeni yayınlandı. Duruşma günü henüz belli değil. Hasan Akgün tutuklandı yerine Büyükçekmece Meclisi Ahmet Şahin'i başkanvekili olarak seçti. Ahmet Şahin’de tutuklandı. O da cezaevinde ve sudan sebeplerle içerideler. Bu vesileyle söyleyelim. Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız Hakan Bahçetepe ortada iddianamesi yok. Bir yıldır cezaevinde. Bayrampaşa Belediye Başkanımız Hasan Mutlu bir yıldır cezaevinde ortada iddianame yok. Bu iki belediye aynı zamanda millet iradesinin aksi bir şekilde ayak oyunlarıyla, baskıyla AK Parti tarafına geçen belediyelerdir. Yine Şile Belediye Başkanımız Özgür Kabadayı hakkında da iddianame çıkmadı. Bakın Hasan Akgün dedik. 1994 yılında yani Tayyip Bey belediye başkanı seçildiği yıl ANAP'tan belediye başkanı seçilmiş. 2008'e kadar 3 dönem Büyükçekmece halkı tarafından başarılı bulunduğu için yine belediye başkanı seçilmiş. 2008'de partimize katılmış. 2008'den bugüne kadar dört dönem belediye başkanı seçilmiş. Partimizin Büyükçekmece'de ikinci parti konumunda olduğu dönemde de yine belediye başkanı seçilmiş. Bir an için düşünün. Bir Büyükçekmece'ye bakın. Bir köprü gerideki Esenyurt'a bakın. Bir taraf şehircilik anlamında 4 katı, 5 katı geçmemiş, yeşil alana önem vermiş, parklar yapmış. Bir şehir nasıl yönetilir bunun örneğini çizmiş. Öte tarafta da kent suçları müzesi işlenmiş. Kent suçları müzesi olarak gösterilen ibretlik bir ilçe haline gelmiş. 1,5 milyon nüfusuyla gettolaşmış. Hiçbir yeşil alanın kalmadığı, suç makinasına dönüşen bir ilçe haline gelmiş. Bu hangi dönemde olmuş? Belediye iktidar partisi tarafından yönetildiği zaman olmuş. Biz kazanmışız. Bizim belediye başkanımız gitmiş kazanmış Profesör Ahmet Özer. Orada da gasp etmişsiniz, kayyum atamışsınız. Peki, burada ne yapılmış? Orada koca koca gökdelenler çizilirken, yapılırken? 36 okul belediye tarafından yaptırılmış. 12 çok amaçlı salon öğretmen evi açılmış. Bu ilçede dört tane vakıf üniversitesinin kurulmasına katkı sağlanmış. Sosyal belediyecilik ve kültür sanat alanlarında gerçekleşen projelerle Avrupa'da ödüller alınmış. Avrupa Konseyi tarafından 12 yıldız şehir ödülüne layık görülmüş ve bu ödülü 7 kez art arta kazanan Türkiye'de tek ilçe belediye başkanlığı olmuş. Bakın Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali birden kez fazla dünyanın en iyi festivali seçilmiş. 2021 yılında Avrupa Konseyi tarafından Sayın Hasan Akgün'e Avrupa şeref plaketi verilmiş. Öyle ya burası kötü yönetiliyor öyle mi? Burada yolsuzluk var. Burada adaletsizlik var. Burada örgüt kurulmuş. Ve bu millet de buna rağmen yedi kez mazbata vermiş. Dünyada bu kadar ödül vermiş. Aklı başında bir yönetim olsa, bir iktidar olsa bu kadar şehircilik anlamında problem yaşadığımız, deprem riski olan bir yerde Hasan Akgün'ün tecrübelerinden faydalanır. Ama bu iktidar efendim Sayın İmamoğlu'nun akıl hocasıymış, ekip arkadaşıymış, bilmem neymiş diye sudan gerekçelerle onu da tutukladı.
İMAMOĞLU AİLESİNE YÖNELİK BASKILAR VE YARGISAL KUMPASLAR
Bakın, Sayın İmamoğlu demişken. Sayın Dilek İmamoğlu'nun iki abisi de tutuklu cezaevinde. Biri Cevat Kaya, diğeri Ali Kaya. Cevat Kaya hangi eylemden, 143 tane eylem içerisinde hangi eylemden sorumlu tutuluyor diye baktığınızda sıfır. Hiçbir yerde sorumluluğu yok. Üzerine yüklenen bir suçlama yok. Ali Kaya'yı uyuşturucu kullanıyor suçlamasıyla gözaltına aldılar. Adam ifadesinde diyor ki, "Hayatımda kullanmadım. Test yapın" diyor. "Gerek yok" diyorlar. Uyuşturucu kullanmaktan tutukluyorlar. Test oluyor cezaevinde, negatif çıkıyor. İkinci bir test oluyor. Yine negatif çıkıyor. Dava açamıyorlar. Topu birbirlerine atıyorlar ve adam hala tutuklu. Bakın testi pozitif çıkanlar, kullanıcı olanlar dışarı çıktı ve bu adam hala tutuklu.
Şimdi dediğim gibi işte bu Özkan Yalım olayında bizim uyguladığımız açık bir şekilde disipline verme, ihraç etme işlemleri açıkken kara propaganda devam ediyor ya. Bir yandan da çeşitli şekillerde aramalarda ve gözaltına alınma işlemlerinde ilgililerin telefonlarından, bilgisayarından çıkan görüntülerin emniyet tarafından alınıp savcılığa teslim edilen görüntülerinin çeşitli şekillerde servis edildiğini görüyoruz. Bu geçmişte FETÖ yöntemi olarak kullanılmıştı. Bu iktidarda bizim oyumuzu düşüremediğini gördükçe hem operasyonlar yapmakta, hem hakim olduğu medyaya bu gizli görüntüleri servis etmekte ve bir algı oluşturmaya çalışmaktadır. Allah aşkına bir devlette, bir aramada ele geçirilen bir evrak ya da bir video, bir görüntü hangi amaçla sosyal medya trollerine sızdırılabilir? Bu geçmişte 28 Şubat döneminde de oldu ama bu iktidar bir türlü akıllanmadı. Yargılamalarda da görüyorsunuz. Mesela Mehmet Pehlivan neden tutuklu? Mehmet Pehlivan hangi olaydan, hangi eylemden ötürü suçlanabiliyor? Efendim operasyonlar olacakmış da bunun bilgisini almış. Önceden hazırlık yapmış. Bu bir avukatın suçu değil, görevidir. Kendi müvekkiline yönelik hukuksal saldırılara karşı hazırlık yapabilir. Geçmişte de Ergenekon mahkemelerinde iyi savunma yapan avukatların Ergenekon'un yargı ayağı diye operasyona maruz bırakıldığını görmüştük. Bu dönemde benzer bir durumu görüyoruz. Ki Sayın Pehlivan savunma yaparken şöyle de bir örneği anlattı geçen grup toplantımızda Genel Başkanımızın bahsettiği gibi. Tıpkı 2018 yılında Brezilya devlet başkanı adaylığına aday olan Lula'nın oğlu ve avukatı da o dönem ülkeyi yöneten tarafından tutuklanmasıyla birebir örtüşüyor ve onu tutuklayan başsavcının da adalet bakanı yapılması tipik bir örnek bizim yaşadığımız. Ancak haklı olan orada da kazanmıştır. Bizde de kazanacak. Günün sonunda orada yüksek mahkeme davaların siyasi olduğuna karar vermiştir. Lula girmiştir, seçimi kazanmıştır ve Bolsonaro kaçmıştır. Bu davalarda yaşadığımız aslında bunun bir diğer örneğidir.
Bakın, gizli tanıklık müessesi. Gizli tanıklık müessesesi çok ciddi can güvenliği meselesi olduğunda kullanılır. Terör suçlarında kullanılmak üzere getirilmiş bir şeydir. Efendim can güvenliği sabahtan akşama kadar İBB'de yargılananlara asılsız bir şekilde hem sosyal medyada, hem televizyonlarda yayın yapan onlarca iftira atan kimseler var. Gazeteciler var. Sözde gazeteciler var. Can güvenliğiymiş. Hangisinin burnu kanamış ki kanamasın da zaten. Ama can güvenliği gerekçesiyle burada gizli tanıklık diye bir şey uydurmuşsunuz. Ve bu gizli tanıklar da mesela 61 kez İlke’nin ifadesine iddianamede atıf yapılıyor. İlke gizli tanıklıktan vazgeçti. Aynı kişinin verdiği ifadeler başka bir gizli tanığın beyanının altına yazıldı. Burada Türk Ceza Kanunu, Muhakeme Kanunu, Ceza Usul Kanunu ne kadar yerleşmiş içtihatı varsa hepsine aykırı bir düzen işlemektedir.
Değerli arkadaşlar, bu ülkedeki savunmayı susturamazsınız. Barolar Birliği Başkanının, İstanbul Barosu Başkanının gelip de bir avukatın haksızca tutuklanmasına yönelik söylemiş olduğu sözler tarihe düşülmüş notlardır. Savunma bundan önce de susmamıştır, susturulamayacaktır. Binlerce yıl öncesine dayanan evrensel bir haktır. Bir başka çarpıcı olayı daha dikkatinize sunmak istiyorum. Sanıklardan Adem Soytekin. Onun ifadesine göre Mehmet Pehlivan yani Sayın İmamoğlu'nun avukatı tutuklanmıştır. Bu kişinin ifadesi, ilk önce ifadesine dayanarak tahliye edilmiş. Sonra yalan olduğu, ifadesinin geçersiz olduğu, ifadesinin şüpheli bulunduğu gerekçesiyle tekrar tutuklanmıştır. Bu kişi yargılama esnasında 105. sırada gösterilmektedir. Yani 105. sırada beyanı alınacak diye gösterilmektedir. Her nasılsa bir el araya giriyor, 50 sıra öne alıyor yaklaşık araya kaynak oluyor ifadesini veriyor ve tahliye oluyor. Yani nereden baksanız her yönü şüpheliyle yürüyen bir yargılama süreci var. Biz buraları takip edip gerçekleri haykırmaya, Sayın İmamoğlu ve arkadaşlarının başına gelenin, o hukuksuzluğun bir daha Türkiye'de de yaşanmaması için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.
"C31K" SKANDALI
Kıymetli arkadaşlar, bakın biz kötü yönetiliyoruz. Kötü yönetildiğimiz için bu ülkenin gençleri gelecekten umutsuz, karamsar. Geleceğini başka ülkelerde arıyor. Gündemar araştırma şirketinin yapmış olduğu bir araştırmada Türkiye'de gençlerin geleceğe umutla baktığı görüşlerine ne ölçüde katılıyorsunuz sorusuna katılımcıların yüzde 77'si bu görüşe katılmadığını belirtiyor. Yüzde 12'si de ne katıldığını, ne katılmadığını söylüyor. Yüzde 10'u bu görüşe katıldığını ifade ediyor. Yani bu ülkenin düştüğü karamsarlığın, gençlerin sürekli çeşitli suç örgütlerinin ağına düştüğünü, çocuk yaştakilerin ağa düştüğünü ve son olarak ifade etmek isterim ki okullarda yaşanan katliamla birlikte dikkatinizi çekmek istiyorum. Sürekli basın toplantılarında söylüyoruz. Suç patlaması var ülkede. Kötü yönetimin sonucu bunlar. Ekonominin kötü olmasının sonucu, eğitiminin kötü olmasının sonucu.
Şimdi yeni bir tablo ortaya çıktı. İntiharlarda rekorlar kırıyoruz. Bu ülkenin doktorları saldırıya uğruyor. Avukatlar saldırıya uğruyor. Bir meslektaşımız, genç meslektaşımız Hatice Kocaefe cinayette hayatını kaybetti. Ortada bir anlayış inşa ediliyor. Bir şiddet sarmalı var. Tekrar buradan haykıralım. Bakın yeni bir tespit var Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının. 5 ay önce yazılan bir iddianame. Ne o? C31K. Cehennemin 31. katı. Bir sosyal medya platformu. Cehennemin 31. katı. Yaşları ya gençlik çağı ya çocuk diye kabul edilebilecek 14-18 yaş arası. Ve bu grup sosyal medyayı etkisi altına almış. Telegram, Discord gibi uygulamalarda yer alıyor. Kan dondurucu bir şey var. Bir çocuk tarafından bir paylaşım yapılıyor. Aktarmak istiyorum. İstanbul, Ankara her türlü tetik işi yapılır. İş öncesi yüzde 10, kalanı iş sonrası. Yani ne diyeyim? Ölmüşüz, ağlayanımız yok. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü olarak değil, bir milletvekili olarak değil, bu ülkenin bir yurttaşı olarak söylüyorum. Ülke çeyrek yüzyıllık bu iktidar döneminde berbat bir duruma geldi. Bir an evvel sandığın milletin önüne gitmesi lazım. Yeni insanların, temiz insanların, yeni kurumların, kuralların olduğu bir Türkiye, kuvvetler ayrılığının olduğu bir Türkiye, bilimin yaşandığı üniversiteler, basının özgür olduğu bir Türkiye'ye, her kuruşun hesabının olduğu bir Türkiye'ye ihtiyacımız var. Ve biz o sandık gelene kadar Cumhuriyet Halk Partisi olarak mücadeleye devam edeceğiz. O sandık gelecek ve bu ülke hak ettiği iktidara kavuşacak.
Teşekkür ederim arkadaşlar.
05.10.2022
24.09.2022
24.09.2022
19.09.2022
19.09.2022
12.09.2022
12.09.2022